Nedir bu Kopengah?
Nedir bu Kopenhag?
Danimarka’nın başkentidir ama bunu zaten biliyordunuz.
Yorumcular bu sene Aralık ayında Kopenhag’da gerçekleşecek olan (ve resmi olarak COP15 olarak bilinen) toplantıyı “insanoğlunun düzenlediği en önemli toplantı” olarak adlandırıyorlar.
COP15, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (UNFCCC) resmi toplantısıdır ve dünya ikliminde “tehlikeli bir insan kaynaklı etkiyi” engellemek için seragazlarının salımlarının azaltılması amacıyla güçlü bir uluslararası bağlayıcı anlaşma üretmesi ümit edilmektedir.
Pratikte, çoğu ülke bunun, küresel sıcaklık artışının sanayi-öncesi dönemler referans alınarak 2oC ile sınırlanması anlamına geldiği konusunda hemfikir. 2 derecenin üstüne çıkıldığı takdirde, iklim sistemindeki korkutucu geri besleme mekanizmalarının işlemeye başlayarak, insanlığın ısınmayı sadece seragazı salımlarını azaltarak engelleyemeyeceği bir dönülmez noktaya gelmesinden korkuluyor. Hemen hemen tüm dünya ülkeleri bu süreçte UNFCCC’ye taraf oldular – ki bu güzel bir başlangıç.
UNFCCC’nin şimdiye kadar en büyük başarısı, 37 sanayileşmiş ülke ve Avrupa Birliği için seragazlarının azaltılmasını öngören bağlayıcı Kyoto Protokolü oldu. Bu hedefler 1990 yılı seviyelerine gore ortalama yüzde 5’lik bir azaltımın 2008-2012 döneminde gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır. 2012’den sonra ne olacağı ise bu sene Kopenhag’da COP15’de karar verilecek olan konudur.
Pek çok bilimadamı şu anda UNFCCC’nin ilk amacına ulaşılması için çok geç olduğu konusunda hemfikir. ABD Başkanı Obama’nın bilim danışmanı Profesör John Holdren’in 2006’da dediği gibi: “Tehlikeli iklim değişikliği seviyesini çoktan geçtik. Şimdiki hedefimiz iklim değişikliği felaketini engellemek.”
Maalesef bilim dünyasından artarak gelen kötü haberler, dünya liderlerinin işlerinin başına dönüp daha katı seragazı salım azaltımı çalışmasına başladıklarını göstermiyor. Aslında bunun oldukça uzağındayız; dünya çapındaki salımlar, iklim değişikliği konusundaki otorite, IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) en kötümser senaryo tahminlerinden bile hızlı artıyor. Bu esnada, Kopenhag’da elle tutulur bir anlaşmaya varmak konusunda 4 yıl önce Kyoto yürürlüğe girdiğinde olduğumuzdan daha yakın bile değiliz.
An itibariyle, herhangi bir zengin ülkenin COP15’teki en yüksek taahhütü bile – eğer tam anlamıyla uygulanırsa – 2oC’lik çıtayı aşmamamız için sadece %50’lik bir şans veriyor bize, ki Kopenhag’da böyle bir en iyi durum senaryosuna bile ulaşmamız pek olası görünmüyor.
Pek çok gözlemci Kopenhag’daki sonucun – ve belki de uygarlığın geleceğinin – nihai olarak ABD ve Çin tarafından aralarındaki uzlaşmaya gore şekilleneceği konusunda hemfikir. Ama gerçek şu ki, en güçlü ve zengin G8 üyesi ülkelerden en fakir, deniz seviyesinin altındaki küçük ada ülkelerine (AOSIS) dek her ülkenin müzakerelerde oynayacağı kritik bir rol var: Bilimin ihtiyaç duyduğu seviyelerden daha azı ile yetinmeyen kapsamlı bir küresel anlaşmaya varılması. Tüm insanlık bu felaketi durdurmak ve geri çevirmek için birlikte çalışmak üzerine bir ortak yol bulmalı veya öbür türlüsüne katlanmalı.
http://www.notstupid.org/sprint-explained adresinden kısaltılarak çevirildi.
20.08.2009 / Ethemcan Turhan
Scridb filter


20. Ağu, 2009 











Comments are closed.