Kızgın Olan Sadece Küçük Denizkızı Değil!
Kopenhag Güncesi: Kızgın olan sadece küçük denizkızı değil!
Kopenhag’ın simgelerinden olan Hans Christen Andersen’in masallarındaki küçük deniz kızının hikayesini bilirsiniz. Bir prense aşık olduğu için denizlerdeki hayatını bırakıp, onun peşinden bir insan olmayı hayal eden deniz kızı, masalın sonlarına doğru hayal kırıklığı yaşamasına rağmen prensin hayatını kendi hayatı pahasına korumak için gövdesini bir geminin güvertesine atarak kendini feda etmeyi seçer.
7 Aralık’ta Danimarka’nın başkenti, Kopenhag’da başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 15. Taraflar Toplantısı (nam-ı diğer iklim zirvesi, COP15) da Andersen’e nazire yaparcasına biraraya gelen 192 ülkenin başka bir kıza aşık bir prens yüzünden kendini feda eden deniz kızı misali gezegeni küresel kapitalist sisteme feda edip etmeyeceğimizin müzakeresini yapıyor.
2007’de Endonezya’nın Bali adasında 13. Taraflar Toplantısı yapılan ve gelişmekte olan ülkelerin ve sivil toplumun seslerini yükselterek iklim krizine bir ortak çözüm bulunması yönündeki çağrıları, Bali Eylem Planı adı verilen bir dizi müzakere sürecinin başlamasıyla sonuçlanmıştı. 2009 yılı sonunda Kopenhag’da yapılacak 15. Taraflar Toplantısı da bu planda varılacak çözümün adresi olarak gösterilmişti ancak olaylar pek de öyle gelişmedi.
1992’de Rio’da düzenlenen Dünya Zirvesinde imzaya açılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, son 17 yılda küresel seragazı emisyonlarının yapılan projeksiyonların bile çok üzerinde artış göstermesi ve ABD’nin başını çektiği büyük emisyonlara yol açan gelişmiş ülkelerin ayak sürümesi sebebiyle küresel gündemde çok önemli bir noktaya oturdu. Bu bağlamda sadece bir çevre meselesi olan değil sosyo-ekonomik boyutu ağır basan bir adalet meselesine dönüşen iklim değişikliği meselesi, gelinen noktada gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş Batılı devlet arasındaki ayrımı derinleştirmeye devam ediyor.
COP15’in açılışında konuşan Danimarka Başbakanı Lars Rasmussen müzakerecilere Kopenhag’a sadece konuşmaya değil harekete geçmeye geldiklerini hatırlattı. Bunun anlamı tüm dünyanın Kopenhag’da olan bitene kulak kesilerek bir çözüm haberini beklemesi gerektiği. Öte yandan, açılışın hemen sonrasında başlayan Uzun Dönemli İşbirliği İlave Çalışma Grubu’ndaki (Ad-hoc Working Group on Long-term Cooperative Action) hava çözümün pek de yakın olduğunu hissettirmiyordu. ABD, Kanada, Japonya gibi büyük kirleticileri içeren Şemsiye Grup adına söz alan Avustralya, IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 4. Değerlendirme Raporu’nda açıkca belirtilen, gelişmiş ülkelerin 2020 itibariyle 1990 seviyesine göre en az %25-40 arasında azaltım hedefleri almaları gerekirken herhangi bir rakam vermekten kaçındı. Buna ek olarak iklim değişikliğinden ilk ve öncelikli zarar görecek en az gelişmiş ülkelere yapılacak uyum yardımı olarak (olması gereken 100 milyar dolarlar seviyesininin çok altında) 10 milyar dolarlık bir yardım taahhüt ettiklerini ve bunun küresel bir anlaşmaya varılması için yeterli olduğu yönündeki görüşlerini belirtti.
Bu sürece dair en sert eleştiriler, bu sürecin çıktılarından en çok etkilenecek olan en az gelişmiş ülkeler, küçük ada devletleri ve sol iktidarlı Latin Amerika devletlerinin oluşturduğu ALBA bloklarından gelmeye devam ediyor. ABD Kongresinin, BMİDÇŞ’nin hukuki bağlayıcılığı olan ve gelişmiş ülkelerin emisyonlarını sınırlayan eki olan Kyoto Protokolü’nü onaylamamak konusunda gösterdiği tutum karşısında, Obama yönetiminin de yarattığı momentumun etkisiyle, ABD dışındaki gelişmiş ülkeler şimdi iklim değişikliğinde tarihsel ve güncel sorumluluğu bulunan ABD’yi varılacak yeni bir uzlaşıya çekmek için Kyoto’yu feda etmeye hazır görünüyorlar. Tam bu noktada Afrika Birliği ülkelerinin uluslararası gençlik iklim hareketinin kullandığı “Ölüm kalım meseleleri müzakere edilemez” sloganına nazire yaparcasına güçlü ve cesur bir tavırla, Kopenhag öncesi Barselona’da gerçekleşen son ara görüşmelerde gelişmiş ülkeler yeni azaltım hedefleriyle gelmediği sürece müzakerelerden çekilmesi gibi yerinde hamleleri de Kopenhag’da görebiliriz. Yani çıkmadık candan ümit kesilmez kesilmesine de sadece bitkisel hayatta yaşayabilecek bir sözleşmeye, gelişmekte olan ülkelerin “çözüm olsun da ne olursa olsun” mantığıyla destek vermeleri pek olası görünmüyor.
Kopenhag’da Bella Center adlı kongre merkezinde, son 3 günü devlet başkanları düzeyinde olmak üzere, 18 Aralık’a kadar devam edecek olan bu zirve, şehirde iklim meselesinin konuşulduğu tek yer değil. Tüm Kopenhag’ın iklim gündemiyle çalkalandığı bu günlerde resmi zirveye paralel olarak yürüyen halkların iklim zirvesi Klimaforum’09 meseleye kararlılıkla iklim adaleti boyutuyla yaklaşan bir etkinlik. Bu etkinliğin açılışı da içeriğini yansıtacak bir çeşitliliğe sahne oldu. Uluslararası köylü ağı olan La Via Campesina’nın genel koordinatörü, Henry Saragih’in “Tarlalarımızı bırakıp neden Kopenhag’a geldik” başlıklı konuşmasını Friends of the Earth International direktörü, Nijeryalı Nnimo Bassey’nin iklim adaletinden başlayarak karbon piyasalarıyla iklim meselesini çözmeye çalışanların derin çelişkilerinden petrol ve kömürü toprak altında tutmayı hedefleyen yeni girişimlere uzanan motive edici konuşması izledi. Klimaforum’un açılış için ağır topu ise öfkenin iklim meselesinde yeri olduğunu vurgulayan konuşmasıyla Naomi Klein oldu. Hareketlerin hareketinin doğduğu Seattle’dan tam 10 yıl sonra Kopenhag’da havada Seattle’ı anımsatan pek çok şeyin olduğunu vurgulayan Klein, küresel seragazı emisyonlarının %75’inden sorumlu olan %20’lik dünya nüfusunun iklim borcunu ödemesi gerektiğini belirtti.
Tam da bu noktada 9 Aralık Çarşamba günü, Kyoto Protokolü altındaki toplantılarda söz alan Tuvalu delegesi Ian Fury, ülkesi ve iklim adaletine ihtiyaç duyan tüm insanlık adına tarihi bir konuşma yaptı. Muhtemelen büyük çoğumuzun haritada yerini bile gösteremeyeceği bu Pasifik ada ülkesi, kendisinden kat be kat büyük ülkelere “Masada olan bizim ölüm kalım meselemiz, biz dünyanın öbür ucundan buraya sizin bağlayıcılığı olmayan kararlar almanızı izlemeye gelmedik” diyerek COP15’teki ve muhtemelen BMİDÇS tarihindeki en ayağı yere basan konuşmalardan birini yaptı. Öyle olacak ki Kopenhag’a ayak basar basmaz basın açıklaması yapan Çin İklim Değişikliği Bakanı Penny Wong, ülkesinin Tuvalu’nun bu açıklamasını desteklemediğini, bu durumun gelişmekte olan ülkeler arasında üzücü bir ayrıma yol açtığını belirtti. Bunun temel sebebi ise Tuvalu’nun ve pek çok küçük ada ülkesinin hayatta kalabilmesi için gerekli olan Çin ve Hindistan gibi hızla gelişen ama toplam emisyonlarda dünya sıralamasında en üstlerde ABD ve AB’nin yanında yer alan büyük ülkelerin, kendilerini bağlayıcı bir taahhüt altına sokacak bir uzlaşmadan kaçmaları.
Naomi Klein’a atıf yapacak olursak görünüşe göre petrol ve karbon piyasası ile gelişmiş ülkelerin profesyonel müzakerecileriyle dolu COP15, önümüzdeki günlerde daha fazla iklim öfkesine sahne olacak. Friends of the Earth International ve Oilwatch International gibi iklim adaleti talep eden sivil toplum kuruluşlarının COP15 boyunca iklim değişikliği meselesinde en kötü karşı lobi yapan kuruluşu seçmek için başlattıkları kampanyanın adı “Kızgın Denizkızı”1. Fakat anlaşılan o ki tek kızgın olan denizkızı değil.
Ethemcan Turhan
Scridb filter


15. Ara, 2009 











Comments are closed.