Havadan Sudan Konuşmak

Havadan sudan konuşmak artık o kadar da önemsiz, sıradan değil. Çünkü hava ve su bildiğimiz hava ve su değil artık. Bugün kalbur üstü ülkeler hala suya ve havaya ulaşabiliyor, o yüzden onlar için havadan sudan konuşmak normal ama içinde bulunduğumuz iklim değişikliği süreciyle artık hava ve su en ciddi en bilimsel ve en gerçek meselemiz durumundadır.

Bugün konuşula gelen iklim değişikliği ve su politikaları bu değişen gerçekliğin “farkındalığına” (konu ile ilgili akademisyenler ve bazı yazarlar bunu çok önceden fark edip belirtmesine rağmen geç gelen bir farkındalık) dair ipuçlarıdır. Fakat bu farkındalığa rağmen hala insanlık hava ve su’ya sıradan bakmaya devam etmektedir. Sanki hava ve su her ülkeye teker teker sayıyla dağıtılmış gibi ülkeler kendi havasındadır. Yapılan uluslar arası iklim değişikliği (paçayı) kurtarma toplantılarında gelişmiş ülkeler gerçekten de ödevlerinden kaytarmakta bir hayli “gelişmiş” görünmektedir. Diğer kutupta ise “dünyanın adaletsiz kısmı”na düşmüş ülkeler, ödevini yapacak kalem defterlerinin bile olmadığından şikâyetçidir.

Hatta kimi ülkeler o kadar rahat ve umursamazlardır ki,  sanki başka bir gezegende hayat keşfetmişler ve bu dünya yaşanılmaz olduğunda eşyaları toplayıp yeni dünyalarına gideceklermiş diye düşünmeden edemiyor insan. Şayet böyle bir gezegen yoksa insanları bu rahatlığa sürükleyen çok güçlü bir neden olmalı diye düşünüyorum. Aklıma bunu açıklayacak bir örnek geliyor;

Kuzey Amerika’nın en büyük fay hattını oluşturan San Andreas Fay Hattının üzerine kurulmuş bir kent olan California’da bugün yaklaşık 20 milyon insan yaşıyor. Eski çağlarda yerleşimlerin burada oluşmasının nedeni de aslında yeraltındaki volkanlar çünkü yer altındaki ateşle ısınan mineralle oluşan altına geliyor öncelikle insanlar. Ayrıca iki büyük yer altı levhasının çarpışmasıyla oluşan tepelerdeki manzara için bugün kente gelen turist 2 milyar dolar para bırakıyor. California büyük oranda çöllerden oluşmasına rağmen, okyanuslardan gelen nemli havanın dağlara çarpmasıyla yükselerek yağmuru oluşturuyor.

Bu yağmurlar sayesinde kurak topraklar sulanıyor, bağcılık ve şarap büyük oranda gelişiyor. Bunların da ötesinde yine bu yeraltındaki volkanların California’ya en büyük hediyesi petrol oluyor. Şu an kentte 200000’den fazla kuyu açılmış durumda ve sondajlama yapılıyor. Bu sayede yılda 700.000 varilden fazla ham petrol çıkartılmış oluyor; böylece Dünya’nın en büyük petrol üreticilerinden biri oluyor.

Bu fay hattının California’ya ne kadar para kazandırdığını araştırıyorlar ve yılda 100 milyar dolar olarak hesaplıyorlar. Ve oluşabilecek büyük bir depremin kente vereceği zararın 250 milyar dolar olacağını hesaplamışlar. Ancak bu depreme neden olabilecek sismik dalgaların 100-150 yılda bir olabileceğini de düşünürsek yine bir hayli kara geçecekleri ortaya çıkmaktadır.

Bu örnek sermaye sahiplerinin iklim değişikliği karşısında niye hala umursamaz olduklarına dair “ekonomik” bir cevap oluyor ama doğanın tüm güzellikleri ve buna uyum sağlamayan biz insanlar ekonomi için varlık bulmuş olamayız. Çünkü biliyoruz ki, doğada hepimiz bir bütünüz ve bu bütünlüğe çeşitli şekillerde katkı sunarak bunun devamlılığını sağlamak için varız. Bir karınca nasıl neslinin devamını sağlayarak doğanın döngüsündeki yerini korumaya çalışıyorsa insanlık da kendi yetenekleri doğrultusunda bu döngüye katkı sağlamalıdır. Bu yüzden doğayı bu kadar sömürmenin bir sonu olmalı ve artık insanlık doğanın bize verdiği hediyelere açgözlülükle saldırmaktan vazgeçmelidir.

Meselemiz hava ve su iken Orhan Veli’nin şiiri de geliyor aklıma. Karbondioksitin piyasasını oluşturup borsaya bağlayanlar, su boşa akıyor diyerek her su kaynağını “barajlayanlar” hava bedava su bedava diyen seslerimizi kısar gibi adeta…

Gelin biz havayı ve suyu (burada diğer temel doğal bileşenleri de bu deyimin içine katıyoruz tabii ki) günlük sıradan muhabbetlerimizden çıkaralım ve daha adil ve doğal bir dünya için bir duruş ve politika haline getirelim. Aksi takdirde doğa insanı tarihten silecek ve hava ve suya hak ettiği değeri kendisi verecektir.

Güneş Uyanıker

Scridb filter
Twitter Digg Delicious Stumbleupon Technorati Facebook Email

No comments yet... Be the first to leave a reply!