Umuda Yolculuk

Eriyen buzullar. Kesildiğinde büyük bir gürültüyle devrilen ağaçlar. Mutsuz kutup ayıları ve pandalar.” demiştik Alt Tarafı Dünya’nın Sonu adlı yayınımızda. Bunlar bize kıyamet senaryoları olarak sunuluyor, öyle ki ikliminin ayarı bozulmuş post-politik dünyada yeni bir sistem arayışı olmasın diye mühendislik fix’leri ve cin fikirli çözümlerle (atmosferin dışına aynalar koyanları mı sayalım, Adana’nın gökyüzünden zeplinle şehri soğutmayı planlayanları mı) gözlerimiz bağlanıyor. Biz başka bir yol olduğunun farkındayız. Bu yüzden de umut ediyoruz. David Harvey’nin dediği gibi “umudun mekanları“nı çoğaltmakta fayda var. Aşağıda Güneş’in buna dair bir yazısını okuyacaksınız. Umutlanmanız dileğiyle.

Umuda Yolculuk

Bugün dünyamızdaki iklim değişikliğine duyduğumuz her bir karamsarlık umutlarımıza atılan bir taş gibi..Evet bazılarımız iklim değişikliğine duyarlıyız ama gerçeklerin bizi yönelteceği iki yol var. Karamsarlık ya da umut. Karamsarlığa dalıp, eli eteği çekmek çok kolay. Bu yüzden umutlarımızı her an yanımızda taşımalıyız. Onlar karanlıkta yürümemizi sağlayacak tek ışık kaynağımız. İklim değişikliği dünyanın birçok bölgesinde doğanın dengesini değiştirdi, uyumunu bozdu. Ancak elimizdeki umut haritasına baktığımızda acaba yine karamsarlığı mı seçeriz?

Dünya, felaketlere gebe olduğu gibi, umutlara da gebe..Bunları maddeler halinde sunduğumuzda, dünya haritasında işaretlediğimizde azımsanacak miktarda  olmadığını görürüz. İşte umudun maddeleri;

  • Bangladeş’te bir profesör, sadece yoksullara borç veren bir banka kurdu ve 30 yıl içinde 150 milyon insanın yaşamı değişti.
  • Bugün ilkokul çağındaki her 5 çocuktan 4’ü okula gidiyor (fakat 1/5′lik kesimin belirli bölgelerde birikmesi tesadüf değil muhakkak).
  • Antarktika 49 ülkenin imzaladığı bir anlaşmayla tüm ülkelerin paylaştığı ortak bir hazine haline geldi. Üzerinde kimsenin hak iddia edemeyeceği ve bilime ve barışa adanmış bir kıta durumunda.
  • Doğal yaşam parkları yeryüzünün %13 ünü kapsıyor. Yeterli değil belki ama 10 yıl öncesinin iki katı büyüklüğüne ulaştı.
  • Güney Kore’deki ormanlar savaş nedeniyle tahrip olmuştu, ancak hazırladıkları milli ağaç programlarıyla ormanların %65’ini hayata döndürdüler. Kullandıkları kâğıtların %75’i ise geri dönüşümlü.
  • Kosta Rika’nın 1948′den beri bir ordusu yok. Askeri harcamalar yerine kaynaklarını eğitime, eko-turizme ve ormanlara harcıyorlar.
  • Gabon her 1 hektarlık alanda yalnızca 3 ağaç kesimi yapıyor.
  • Sahip olduğumuz tarım alanları dünyadaki 7 milyarlık nüfusa yetecek miktarda ve et üretimini azaltarak bunu sağlamak mümkün.
  • Balıkçıların bir kısmı (özellikle sanayi tipi devasa gemiler yerine yerel geleneksel tekniklerle avlananlar) avlanmalarını bilinçli yapıyor ve balık popülasyonu konusunda hassas davranıyor.
  • Kendi enerjisini üreten evler mevcut ve bu sistemlerin kurulması sanıldığı kadar pahalı değil.
  • 1 yılda harcadığımız enerjiyi güneş 1 saatte üretiyor. Dünya var oldukça Güneş enerjisi de tükenmeyecek. Tek yapmamız gereken yeryüzüne sondaj yapmayı bırakıp gökyüzüne bakmaya başlamak.
  • Elektrik üretmek için dalgaların enerjisini absorbe ederek, denizde yüzen bir deniz yılanı şeklinde teknolojilerin kurulduğunu biliyoruz.
  • Danimarka kıyılarında ülkedeki elektriğin %20′sini üreten rüzgâr çiftlikleri bulunmakta.
  • Amerika, Çin, Hindistan, Almanya ve İspanya yenilebilinir enerjinin en büyük yatırımcıları. 2.5 milyondan fazla kişiye iş sahası yarattılar bile.
  • İzlanda’da bir elektrik santralinin Dünya’nın ısısıyla yani jeotermal enerji ile çalıştığını biliyoruz.
  • Dünyanın sahip olduğu ormanların yarısı hala ayakta, binlerce nehir, göl, buzul, canlı türü de hala var ve hepimizin geleceği bizim ellerimizde

Bunlar iklim değişikliğini yavaşlata dursun bizim daha büyük bir projeye umutla bakarak yoğunlaşmamız gerekmektedir. Yukarıda saydıklarımız yaşanması gereken değişimin bir başlangıcı olarak düşünülebilir. Ama umuttan kastımız asla şükürcülük değildir. Umutla bakmamız gereken asıl şey ekolojik bir bilincin, toplumsal bir dönüşümün var olabileceği üzerine olmalıdır. Bu sistemin çizdiği sınırlar içerisinde ne kadar ekolojik bir harekette bulunsak da ekonominin kurallarıyla çalışan bir sistemde ekolojinin ömrü kısa olacaktır.

Eğer ekolojik bir proje, teknoloji ve en nihayetinde de ekolojik bir yaşamdan bahsediliyorsa bunun bu sistem dahilinde olamayacağı kesindir. Yeni oluşturulacak sistemin de bu sistemin alışkanlıklarından, mekânlarından, kültüründen çok farklı olacağı açıktır. Bu durumda her birey öncelikle hayatı kavrayış biçimini, hayattan beklentilerini, doğayı, toplumsal ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorundadır. Ancak o zaman geçmişimizden ders çıkarıp, bugün yapacaklarımızla geleceğe eşit ve özgürce uzanabiliriz. Geçmişimiz insanlığın hataları ve keşifleriyle dolu. Gelecek ise bizim şekillendireceğimiz uçsuz bucaksız bir kumsal. Şimdi yapmamız gereken ise mevcut sistemin önümüze koyduğu karamsarlığı bırakıp, varlığımızı dünyada doğru bir yere oturtmak ve içinde bulunduğumuz yaşamsal döngüye katkı sağlayacak devrimlere öncü olmaktır.

Güneş Uyanıker

Scridb filter
Twitter Digg Delicious Stumbleupon Technorati Facebook Email

No comments yet... Be the first to leave a reply!