<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>.. :: İklim için Gençlik :: .. &#187; Ceviri</title>
	<atom:link href="http://www.iklimicingenclik.com/category/ceviri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.iklimicingenclik.com</link>
	<description>Genclik, iklim icin buluşuyor!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Mar 2011 08:21:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Kömür: Ucuz ve Kirli Yol</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/komur-ucuz-ve-kirli-yol/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/komur-ucuz-ve-kirli-yol/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 11:24:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Gündoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=545</guid>
		<description><![CDATA[Kömür: İklim Değişikliğine Doğrudan Giden Ucuz ve Kirli Yol Kömürden elde edilen ucuz enerjiye bağımlı endüstrilerin çıkarlarının küresel baskınlığı iklim değişikliğini kaçınılmaz kılıyor. Bazen en önemli haberler şu anda olmayan şeylerin haberleridir. Bu yaz bizlere bu anlamda bir örnek sundu: Başkan Barack Obama tarafından şiddetle savunulan “İklim Değişikliği Yasası” Birleşik Devletler Senatosu&#8217;na sunulmayacak bile çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993300;"><strong>Kömür: İklim Değişikliğine Doğrudan Giden Ucuz ve Kirli Yol</strong></span></p>
<p><em>Kömürden elde edilen ucuz enerjiye bağımlı endüstrilerin çıkarlarının küresel baskınlığı iklim değişikliğini kaçınılmaz kılıyor.</em></p>
<p>Bazen en önemli haberler şu anda olmayan şeylerin haberleridir. Bu yaz bizlere bu anlamda bir örnek sundu: Başkan Barack Obama tarafından şiddetle savunulan “İklim Değişikliği Yasası” Birleşik Devletler Senatosu&#8217;na sunulmayacak bile çünkü kabul edilme olasılığı yok denecek kadar az.</p>
<p>Bu durum, Birleşik Devletler&#8217;in Kyoto tecrübesini tekrarlıyor olduğu anlamına geliyor. Bundan tam 20 yıl önce 1990&#8242;da Birleşik Devletler karbondioksit salımlarında azaltımı hedefleyen küresel bir anlaşmayı nihai hedef olarak belirlemiş ilk küresel görüşmeye (en azından ilk safhasına&#8230;) iştirak etmişti. O zamanlar Avrupa Birliği ve Birleşik Devletler karbon salımlarında açık ara lider olduklarından, dünyanın kalkınan ekonomilerinin herhangi bir yükümlülük almaktan muaf tutulması fikri uygun görülmekteydi. Zaman geçtikçe Senatodaki muhalefetten dolayı  Birleşik Devletler&#8217;in yükümlülüklerini yerine getirmeyeceği anlaşıldı. Avrupa Birliği ise kendi başına buyruk bir şekilde Avrupa Salım Ticaret Sistemi&#8217;ni (EETS) uygulamaya sokarak bir anlamda örnek teşkil etmeyi amaçladı.</p>
<p>Amerika&#8217;nın İklim Değişikliği Paketi olmadan, Birleşik Devletler yönetiminin Kopenhag Zirvesi&#8217;nden sadece 7 ay önce verdiği sözleri tamamen değersiz hale geldi. Avrupa statejisi ise sadece transatlantik cephe karşısında değil cümle aleme karşı paramparça haldeydi.</p>
<p>Çin&#8217;in, ekonomisindeki karbondioksit verimliliğini her yıl %3 arttırma taahhütü ise hiçbir şekilde etkili olamazdı çünkü yıllık GSMH büyüme oranı %10&#8242;a yakın olan ülkenin salımlarının çoşacağına dair hiçkimsenin şüphesi yok. Pek tabii Çin&#8217;in, 2020 yılı itibari ile AB&#8217;nin toplam salım miktarını 3&#8242;e katlayacak ve hatta Birleşik Devletler ve AB&#8217;nin toplamlarını geçecek olduğunu belirtmek gerek. Yani, yükselen pazarları herhangi bir yükümlülük alma konusunda muaf tutan Kyoto Protokolü&#8217;nin artık işe yaramıyor.</p>
<p>Neden küresel karbon salımlarına bir bedel biçme girişimleri sürekli başarısız oluyor? Bunun cevabı tek bir kelimede gizli: kömür – ya da açıkça kömürün ucuz ve bol bulunur olması gerçeğinde&#8230;</p>
<p>Hidrokarbonları yakmak (doğal gaz ve petrol) hem su hem de karbondioksitin ortaya çıkmasına yol açar. Ancak kömürü yakarsanız sadece karbondioksit açığa çıkar. Dahası, doğalgazla veya ham petrolle kıyaslandığı zaman kömür salınan ton başına karbondiksit açısından çok daha ucuzdur. Bu durum karbona koyulan her verginin kömür üzerinde daha çok etki yarattığı anlamına gelmektedir. Kömür madeni sahipleri ve müşterileri bu yüzden dolayı karbona dair herhangi bir vergi uygulamasına şiddetle karşı çıkarlar. Küçük ancak çok iyi organize olmuş bu grubun karbondioksit salımlarına bedel biçilmesine dair tüm girişimleri (Örneğin Birleşik Devletler Salım Ticaret Sistemi -Cap and Trade- ) engellemek yönünde çok güçlü bir lobileri ve nüfuz güçleri olduğunu belirtmek gerekli bu noktada.</p>
<p>Avrupa&#8217;da, yerel kömür üretimi artık önemli bir ekonomik rol oynamamakta. Durum böyle olunca,  AB endüstrisinin neredeyse tamamına karbon bedeli dayatacak böylesine bir salım ticaret sistemini canlandırması çok büyük süpriz olmadı. Pek tabii, vergilerin çoğunluğu dış kömür tedarikçilerine yük bindirecek gibi gözüküyor. Buna karşın ekonomileri büyük oranda kömür üretimine dayalı eyaletlerindeki yoğun muhalefet, Obama&#8217;mın İklim Değişikliği Yasası&#8217;nın kaderini belirleyen yegane etken oldu.</p>
<p>ABD&#8217;de olup bitenlerin etki alanı oldukça geniş. Eğer zengin bir ekonomide ılımlı bir karbon vergisinin bile dayatılmasının imkansızlığı kanıtlanırsa, ABD&#8217;ye göre daha fakir ve yerel kömüre daha bağımlı kalacak Çin&#8217;in de herhangi bir yükümlülük almayacağı kesinleşir. Ve Çin&#8217;den sonra Hindistan da, kömür bazlı endüstriyel bir süper güç olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>ABD&#8217;nin ciddi bir yükümlülük almaması durumu, binbir uğraşla ulaşılan Kopenhag Uzlaşısı&#8217;nı da anlamsız hale getirdi. İklim değişikliği diplomasisi ve onun artık büyük bir sirk haline gelmiş uluslararası toplantıları muhtemelen aynı şekilde devam edecek, tabii salımlardaki hızlı artışlar da!</p>
<p>Toplantıların asıl amacı dünya liderlerinin çözüm üzerinde hala çalışıyorlar olduğu imajını yaratmak. Fakat artan karbondioksit salımları gerçekte neler olduğunu açığa vuruyor: yükselen pazarlardaki hızlı endüstrileşme gittikçe kömüre dayalı hale gelmekte. Bu durum, kötü gidişatın tersine çevrilmesini imkansız bir hale getiriyor.</p>
<p>Ulus devletlerden oluşan ve bu durum sonucunda bazı özel çıkar grupları tarafından kontrol edilen bir gezegende problemin çözümü çok zor gözükmekte. Malesef halen gezegeni önümüzdeki yüzyıl sonuna dek çok daha sıcak hale getirmeye yetecek kadar çok miktarda ucuz kömürümüz mevcut. Kesin olmayan tek şey ise ne kadar sıcak olacağı konusu.</p>
<p>Küresel düzeyde kararlılık, muhtemelen iklim değişikliğinin bilimsel bir tahmin olmaktan çıktığı ve insanlar tarafından hissedildiği bir zamanda mümkün olabilecek. Fakat şu an bulunduğumuz noktada, onyıllar boyu süren aşırı karbon salımlarının yarattığı etkileri azaltmak için artık çok geç. İklim değişikliğini önlemekte yetersiz olan bir dünyanın onun etkileri ile yaşamak zorunda.</p>
<p>Daniel Gros, Direktör, Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi (CEPS)<br />
Kaynak: The Guardian, 06.08.2010<br />
Fotoğraf: Stephen Giardina / Alamy</p>
<p><strong>Çeviri:</strong> <em>Arif Cem Gündoğan</em></p>
<p><strong>Çevirenin notları:</strong></p>
<p>Bu yazıyı neden çevirdim? Çünkü CEPS &#8220;saygın&#8221; bir düşünce kuruluşu ve yöneticisinin iklim değişikliği ve bağlantılı konular hakkındaki düşüncelerini bilmek, neyle karşı karşıya olduğumuzu ve bununla nasıl mücadele edileceğini düşünmemiz açısından önemli. Tabii ki bazı konularda haklılık payı var. Tamamen yanlış şeyler söylemiyor. Ama biz biz olalım, kritik açıdan bakmaya devam edelim.</p>
<p>1- Karbon ticaret sistemlerinin işe yarayıp yaramadığı konusu sürekli tartışılan bir konu. Gerçek şu ki, bu sistemler salımlarda bir düşüşe yol açmaktan ziyade çoğu zaman artışlara yol açıyor ve bunun yanı sıra özellikle amazon bölgesindeki ormanlık alanların hızlı tahribatında büyük rol oynuyor. Konu ile ilgili ayrıntılı bir yayın için: <a href="http://www.tni.org/carbon-trade-fails" target="_blank">Carbon Trade: How it works, why it fails</a></p>
<p>2- Kyoto Protokolü&#8217;nün 1. taahhüt döneminde kalkınmakta olan ülkelerinin yükümlülük almak gibi bir zorunluluğu yoktu. Ancak yazar bu dönemin 2012 itibari ile yeni bir safhaya gireceğini kasıtlı olarak görmezden gelmiş olmalı ki Kyoto Protokolü&#8217;nün sonunun geldiğinden ve işlevsizliğinden dem vurmuş. Ayrıca konuya tarihsel sorumluluk perspektifinden bakmadığı da savunulabilir bir tespit: &#8220;Ben kirlettim ama herkes ödesin!&#8221;</p>
<p>3- Yazarın &#8220;binbir uğraşla oluşturulan Kopenhag Uzlaşısı&#8221; cümlesi göz önüne alınırsa, kendisinin bu uzlaşının kapalı kapılar ardında, zirveden çok önce, ve belli ülkeler tarafından (ABD, AB, ve BASIC grubu) oluşturulmuş ve diğerlerine dayatılan bir metin olduğundan haberi olmadığı anlaşılıyor. (Ya da buna görmezden gelmek mi demeliyiz?!)</p>
<p>4- &#8220;Küresel düzeyde kararlılık muhtemelen iklim değişikliğinin bilimsel bir tahmin olmaktan çıktığı ve insanlar tarafından hissedildiği bir zamanda mümkün olabilecek.&#8221; Yakın zamanda Pakistan&#8217;da ve Çin&#8217;de gelmiş geçmiş en kötü sel felaketlerinde ölen binlerce kişi sanıyoruz yazar için insan kategorisine girmiyor&#8230; BM rakamlarına göre her yıl en az 300.000 kişi iklim değişikliği bağlantılı &#8220;doğal&#8221; felaketler yüzünden hayatını kaybediyor. Burada adı bahsi geçen hisli &#8220;insanlar&#8221;, yanlızca kalkınmış ülkelerdekilerden ibaret sanıyorum.</p>
<p>5- Yazar, pek çok gelişmiş (namı diğer kalkınmış) ülke söylemini sahipleniyor ve azaltım&#8217;ı (mitigation) es geçip uyum&#8217;a (adaptation) doğru seyirtiyor. Oysa bizler ve gezegen ana en iyi (ama şansa bakın ki kısa vadede en pahalı) uyum yönteminin azaltım olduğunu çok iyi biliyoruz! Aslına bakarsanız azaltım konusunda acilen radikal açılımlar yapılmazsa sonuç hiç açıcı olmayacak.</p>
<p>Kıssadan hisse: mücadele edilmesi gereken tek şey iklim değişikliği değil anlacağınız&#8230; Çok çalışmamız lazım, çok!</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/komur-ucuz-ve-kirli-yol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz Sıcağı Geldi: Bonn&#8217;da İbre 4 Dereceyi Gösteriyor!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/06/yaz-sicagi-geldi-bonnda-ibre-4-dereceyi-gosteriyor/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/06/yaz-sicagi-geldi-bonnda-ibre-4-dereceyi-gosteriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 17:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Gündoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=492</guid>
		<description><![CDATA[BASIN BÜLTENİ Müzakereler, Küresel Sıcaklıkta 4 Derece Artışı gösteriyor! Bonn, Almanya – Bugün, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sivil toplum örgütleri ortak bir bildiri yayınlayarak, Bonn’da 1 haftadır devam etmekte olan Birleşmiş Milletler iklim değişikliği müzakerelerinin geldiği son noktayı özetlediler. Buna göre müzakereler, 2100 yılında küresel sıcaklık ortalamalarında 4 derecelik bir artışını önümüze sunacak. Yapılan analizler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BASIN BÜLTENİ</p>
<p><strong>Müzakereler, Küresel Sıcaklıkta 4 Derece Artışı gösteriyor!</strong></p>
<p>Bonn, Almanya – Bugün, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sivil toplum örgütleri ortak bir bildiri yayınlayarak, Bonn’da 1 haftadır devam etmekte olan Birleşmiş Milletler iklim değişikliği müzakerelerinin geldiği son noktayı özetlediler. Buna göre müzakereler, 2100 yılında küresel sıcaklık ortalamalarında 4 derecelik bir artışını önümüze sunacak.</p>
<p>Yapılan analizler, müzakerelerin dünyayı iklim değişikliğini kontrol almaya yetmeyecek ziyadesiyle içi boş ve anlamsız bir uluslar arası anlaşmaya sürüklediğini ortaya koyuyor. Dünyanın en prestijli bilimsel yayınlarından birisi olan Nature’daki bir makaleye göre böylesine bir anlayış dünyanın 4 dereceden fazla ısınmasına ve iklim değişikliğinin ürkütücü sonuçları ile karşı karşıya kalmamıza yol açabilir.</p>
<p>Birçok zengin ülke, problemle mücadele etmek yerine, kalkınmış ülkelerin iklim değişikliği sorununa yol açtıklarını kabul ettikleri, bundan doğan sorumluluklarını yerine getirecekleri sözünü verdikleri ve hukuken bağlayıcı bir metin olan Kyoto Protokolü’nün yerine daha zayıf ve etkisiz olacak gönüllü teminat sistemini getirmek için çabalıyor.<br />
Bir basın konferansında Bonn’da geçen bir haftayı değerlendiren 3. Dünya Ağı Politika Analisti Meena Raman şöyle konuştu:</p>
<blockquote><p>“Gelişmekte olan ülkeler tarafından dayatılan bu sistem tahmin edebileceklerimizden de daha kötü: gelişmiş ülkeler için bilimsel olmayan, yetersiz ve keyfiyete dayalı gönüllü taahhütler, tüm karbon telafisini (ofset) gelişmemiş ülkelerin sırtına yüklemelerini sağlayan karbon pazarları…”</p></blockquote>
<p>Kaliforniya Üniversitesi Yönetişim ve Sürüdülebilir Kalkınma Enstitüsü Direktörü Matthew Stilwell:</p>
<blockquote><p>“Eğer Avrupa Birliği Kyoto Protokolü’ne sırtını dönerse, gelişmiş ülkeler için yekün bir hedef koyulmayacak, koyulacak cılız hedefler hukuken bağlayıcı olmayacak, bu hedeflerin ve elde edilecek sonuçların karşılaştırılmasına çaba bile harcanmayacak. Bu, uluslar arası hukuk ve gezegenimiz açısından tam bir felaket!” şeklinde konuştu.</p></blockquote>
<p>Pan Afrika İklim Adaleti İttifakı’ndan Mithika Mwenda ekliyor:</p>
<blockquote><p>“Müzakerelerin şeffaf ve katılıma açık olmasını sağlamamız gerekiyor – Bali Yol Haritası’nın önemsenmediğini ve iklim değişikliğinin etkilerine en savunmasız ülkelerin bir kenara itildiğini görmek bizi endişelendiriyor” diyerek çekincelerini dile getirdi.</p></blockquote>
<p><strong>Notlar:</strong><br />
1.	Çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından imzalanan bildiride şunların altı çiziliyor:</p>
<ul>
<li> Gelişmekte olan ülkelerin eylemlerinin de kapsandığı Kyoto Protokolü’nün devamlılığının sağlanmasını öngören Bali Yol Haritası, bilinçli bir şekilde görmezden geliniyor.</li>
<li>Gelişmiş ülkelerin çoğu hukuken bağlayıcı, bilimsel temelli azatlım hedefleri yerine gönüllü azatlım hedefleri koyulması yönünde çalışıyor.</li>
<li> Gönüllü hedeflerin toplamı ve bilimsel temellere dayanan (bir anlamda olması gereken) hedefler arasında uçurumlar var. Bunun sonucu dünyamızda en azından 4 derecelik bir sıcaklık artışı demek.</li>
<li> Zengin ülkeler zayıf salım azatlım hedefleri hakkında şeffaf değiller, hedeflerinin ne kadarını gelişmekte olan ülkelerde telafi (ofset) edeceklerini belirtmekten kaçınıyorlar veya ne kadarını arazi kullanımından doğan salımlar içerisine gizleyecekleri bilinmiyor.</li>
<li> Zengin ülkeler, müzakereleri Birleşmiş Milletler himayesi altından çıkarıp daha küçük elit gruplar içerisine taşımak istiyorlar. Bunun sebebi ise, gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerin ellerinden kendi çıkarlarını savunabilecekleri araçları almak ve yok etmek.</li>
</ul>
<p>2.	Ayrıntılı analiz, istek üzerine paylaşılacaktır.</p>
<p>Alex Rafalowicz, Friends of Earth<br />
Phone: (Bonn) + 49 1525 9918 665<br />
Skype: alexrafalowicz</p>
<p><strong>Çeviren:</strong> <em>Arif Cem Gündoğan</em></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/06/yaz-sicagi-geldi-bonnda-ibre-4-dereceyi-gosteriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üzüntülerini Anlıyorum Ama&#8230;</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/05/uzuntulerini-anliyorum-ama/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/05/uzuntulerini-anliyorum-ama/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 May 2010 14:18:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Gündoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=458</guid>
		<description><![CDATA[“Üzüntülerini paylaşıyorum ama henüz Karanlık Dağ’a tırmanmaya hazır değilim” George Monbiot guardian.co.uk, 10 Mayıs 2010 Pazartesi Ekonomik büyümeyi savunanlar genelde çevreyi koruma işini yalnızca zengin ülkelerin becerebileceğini iddia ederler. Ne kadar büyük bir ekonomi, kirlilikle mücadele, yeni enerji formlarına yapılacak yatırım, vahşi yaşamı korumaya ayrılacak o denli çok para demektir onlara göre… Sadece zenginler sürdürülebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Üzüntülerini paylaşıyorum ama henüz Karanlık Dağ’a tırmanmaya hazır değilim” </strong></p>
<p><em>George Monbiot</em></p>
<p><strong><a href="http://www.guardian.co.uk/commentisfree/cif-green/2010/may/10/deepwater-horizon-greens-collapse-civilisation" target="_blank">guardian.co.uk</a></strong>, 10 Mayıs 2010 Pazartesi</p>
<p>Ekonomik büyümeyi savunanlar genelde çevreyi koruma işini yalnızca zengin ülkelerin becerebileceğini iddia ederler. Ne kadar büyük bir ekonomi, kirlilikle mücadele, yeni enerji formlarına yapılacak yatırım, vahşi yaşamı korumaya ayrılacak o denli çok para demektir onlara göre… Sadece zenginler sürdürülebilir yaşayabilir.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde (aslında halen) Meksika Körfezi’nde ortaya çıkan korkunç çevre felaketini duymuş ya da görmüş herhangi birisi için üstteki iddia ile ilgili ciddi şüphelere sahip olmak oldukça haklı nedenlere dayanabilir. Dünyanın en zengin ülkesi, Deepwater Horizon petrol sızıntısını önleyebilecek herhangi bir kural koymamayı seçmişti ve bunun sebebi, bu tarz kuralları daha varlıklı olabilmesinin önünde bir engel olarak görmesiydi. Talep edilen ekonomik büyüme ve bunun için gereken petrol miktarı, şirketleri riskli yerlerde petrol kuyuları açmaya itti.</p>
<p>Fakat bu felaket –kendi kendine hizmet eden hiçbir şey olduğu için- Bereket Boynuzu Tezi’ni görmezden gelmek için yeterli değil. Ulusal Bilim Akademisi (NAC) tarafından yayınlanan yeni bir makalede 2000 – 2005 yılları arasında sınırları içerisinde en fazla orman arazisi bulunduran ülkelerde ormansızlaşma oranı hesaplandı. En düşük oran Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne aitti. En yüksek oran ise (odunculuk ve yangınlar sebebi ile) Birleşik Devletler’de… Amerika Birleşik Devletleri’nin orman kaybı (son 5 yılda toplam ormanların %6’sı) Endonezya’nınkinden neredeyse iki kat, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden ise 10 kat daha hızlı oldu. Neden? Çünkü bu fakir ülkelerde bu yıkıcı faaliyetlere yatıracak çok az para mevcuttu.</p>
<p>Varlıklı ülkeler sadece kendi kaynaklarını yağmalamakla kalmıyorlar. Nijerya ve Ekvador’daki petrol endüstrisi sadece o ülkelerin talepleri doğrultusunda değil, zengin ve petrole susamış ülkelerin talepleri doğrultusunda büyüyor. Endonezya’daki ormansızlaşma, zengin ülkelerin bitmek tükenmek bilmeyen kereste ve palmiye yağı talebinden, Brezilya’daki ise “aç” İngiltere’nin kereste ve hayvan yemi ihtiyacı yüzünden artıyor.</p>
<p>The Guardian’ın karbon sayacı, Birleşik Krallık’ta yaşayan bizlerin tüketim alışkanlıklarımızın iklim değişikliği üzerindeki etkisini çok hafife aldığımızı ortaya çıkarttı. Bunun sebebi ise resmi rakamlarda dışsallaştırdığımız (Örnek: bizim pazarımız için mal üreten ülkelerde ortaya çıkan salımlar vb…) sera gazı salımlarının hesaba katılmıyor olması. Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yapılan yakın tarihli bir başka araştırma Birleşik Krallık’ın satın aldığı mallar yüzünden dolaylı olarak her yıl net 253 milyon ton karbon dioksit ithal ettiğini ortaya koymakta. Eğer bunları hesaba katacak olursak, son hükümetin yaptığı 1990’dan bu yana salımların azaldığı yönündeki açıklama doğru olmaktan çok uzak…Aslında salımlarımız arttı. Ve daha varlıklı olmak için çevreyi mahvediyoruz.</p>
<p>Tam da bu noktada “Karanlık Dağ Projesi”, çevreci hareketler içerisinde hızla yayılan bir fikir olarak dikkate değer bir proje olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Ana fikir şu: kapitalizm, yeşilleri emdi, bitirdi! Proje, çevrecilerin artık doğayı insan etkilerinden korumanın yollarını aramak yerine insan medeniyetini –zengin ülkelerin insanları olan bizlerin hakkımız olduğunu iddia ettiğimiz- şimdiki konfor seviyesinde nasıl devam ettirebilecekleri üzerine kafa yormaktalar.</p>
<p>Bugünün yeşilleri, gezegenimizi tüketen kültürün devamlılığını sağlamayı hedefliyorlar. Bunu eski kirlilik yaratan teknolojilerin yerine yenilerini koymayı isteyerek yapıyorlar: rüzgar çiftlikleri, güneş paneli orduları, dalga makineleri… Yani şimdiki vahşi yaşamı daha da mahvedebilecek teknolojiler istiyorlar! Doğaya karşı olan tüm duygularını yitirmişler. Büyük bir sorunu sadece bir mühendislik problemine indirgiyorlar. Biyosferi korumaları gerektiğini unutmuşlar, onun yerine endüstriyel medeniyeti kurtarmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Bu görev, Karanlık Dağ Projesi kurucularından Paul Kingsnorth’un inandığı üzere nafile bir görev: 	“Bildiğimiz anlamı ile medeniyet sınırları çoktan zorladı, duvara en son hızla toslayacak ve bunu durdurmak için artık çok geç.”. Bu konuda bir müzakere etmek söz konusu olmadığı gibi, 	“Güvendiğimiz ve sırtımızı dayadığımız bu ekonomik düzen çökmeden evcilleştirilemez, çünkü işlemesi için sürekli olarak büyüme gerekiyor.”. Medeniyetimizin yarattığı etkileri azaltmaya çalışmak yerine “bu sistemin çöküşünden nasıl bir ders alabileceğimizi ve bundan sonra nasıl yaşamamız gerektiği üzerine kafa yormalıyız. Görevimiz önümüzdeki bu çöküşü olabildiğince hafif atlatmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak ve bu süreçte insanlığı doğa içerisinde doğru konumlandıracak yeni mitler yaratmaktır.”</p>
<p>Tüm bunlardaki –az ya da çok- doğruluk payı, bu yazıyı yazmam ve bu fikirleri savunmamın altında yatan sebepleri oluşturuyor. Medeniyete giden yolda bir şeyler kayboldu sanki. Tüm bu tablolar, grafikler arasındaki politik ve ekonomik açıdan işleyebilen çözümleri acizce ararken doğa sevgisini unuttuk ve aslında acizliğimiz buradan doğuyor.</p>
<p>Fakat ben Karanlık Dağ’ın talep ettiği sıçramayı yapamam. Projenin vizyonu ile ilgili birinci temel problem şu: endüstriyel medeniyetimiz projenin önermesinde olduğundan çok daha esnek. Karanlık Dağ hareketinin bu hafta yayınlayacağı ilk kitabının açılış makalelerinden birinde John Michael Greer, konvansiyonel petrol arzının 2005’te tepe noktasına vardığını ve doğal gaz talebinin 2030’da, kömürün ise 2040 gibi tepe noktasına ulaşacağını belirtiyor.</p>
<p>Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde petrol arzının düşebilme ihtimaline kendimi hazırlamışken kömürle ilgili tahminlerini tam anlamıyla atmasyon olarak nitelendiriyorum. Sonuncu ENDS raporunun gösterdiği üzere Birleşik Krallık’taki enerji şirketleri var olan rezervleri büyük oranda arttırabilecek bir teknolojiyi hayata geçirmeye başladılar. Hükümet sunduğu rakamlara göre yer altı kömür rezervlerinin gazlaştırılması –Kömür yataklarına oksijen enjekte edilip metan ve hidrojen gazı elde edilmesi yöntemi- ile beraber Birleşik Krallık’ın var olan rezervleri tam 70 katına çıkabilir hatta deniz yatağının altındaki potansiyel ile bu rakam daha da yükselebilir. Halen büyük oranlarda diğer fosil yakıt türleri yeraltında mevcut: petrol kumu, metan clathrate bileşikleri, bitumen, enerji şirketlerinin uygun fiyat sunulduğu takdirde yöneleceği türlerden sadece birkaçı…</p>
<p>Diğer tüm kültürlerde olduğu gibi, endüstriyel medeniyet de bir noktada çöküşe mahkûm. Kaynakların tüketilmesi ve iklim değişikliği bunun sonuçlarından bazıları olabilir. Fakat ben bunun yakın zamanda olacağına inanmıyorum: bu yüzyılda değil, hatta diğerinde de değil.</p>
<p>Eğer sistem ekonomik büyüme odaklı devam edecekse, eğer birincil kaynaklara bağımlılığını azaltmadan sürecekse, sevgili medeniyetimiz, biyosferi kendi ecelinden çok önce tüketmiş olacak. Arkaya yaslanıp, Karanlık Dağ hareketindeki insanların inandığı üzere ve hiçbir şeyi değiştirmek için çaba göstermeden medeniyetin yakın zamanda çökmesini beklemek, tam anlamı ile her şeyin yok olması için fesatça bir anlaşma içerisinde olmakla eşdeğer.</p>
<p>Onların endüstriyel teknolojilere karşı olan bu ayrımcılıklarını kabul etmiyorum. Rüzgar çiftlikleri ve madencilikte kullanılan katran kumlarının yarattığı olumsuz etkiler arasında dünyalar kadar fark var. Tribünler belki manzaranızı bozabilir, fakat bu, en son felaketin de gösterdiği üzere açığa çıkan petrol gezegendeki her deliğe sızmasından çok daha iyidir. Çevreciler, endüstriyel medeniyetin sağlık, eğitim, gıda, sanitasyon gibi alanlarda yarattığı başarıları sürdürülebilir kılmanın yollarını aramadığı sürece, gezegenimiz yalnızca bu başarıları korumaya odaklanmış fakat bu başarıların yarattığı etkileri görmezden gelenlerin vicdanına kalacaktır.</p>
<p>Bir yandan sürekli büyümeyi reddederken diğer yandan endüstrileşmenin bize getirdiği kazanımları korumamız mümkün. Mühendisliği pek çok zararlı kullanım alanını reddederek benimseyebiliriz. İçi boş tüketim kültürünü reddederken sağlıklı olmanın mümkünatını savunabiliriz. Bu yaklaşım sıkıcı, romantik değil ve başarılı olup olmayacağına dair şüphelerimiz var fakat alternatiflerinden kesinlikle daha az çirkin!</p>
<p>Bu sebepler yüzünden, bu projenin tartışmaya açılması çok değerli. Bu yüzden önümüzdeki ay “Karanlık Dağ Festivali’ne” gidiyorum. Bulunduğumuz koşulları iyileştirmek konusunda verilebilecek kolay cevaplar mevcut değil. Fakat kolay yaşanabilecek bir cevapsızlığın da olmadığını belirtmek gerek.</p>
<p><strong>Çeviren:</strong> <em>Arif Cem Gündoğan</em></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/05/uzuntulerini-anliyorum-ama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bolivya’da Doğan Yeni İklim Hareketi!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/04/bolivya%e2%80%99da-dogan-yeni-iklim-hareketi/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/04/bolivya%e2%80%99da-dogan-yeni-iklim-hareketi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 14:42:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Gündoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=356</guid>
		<description><![CDATA[Bolivya’da doğan yeni iklim hareketi! Naomi Klein 23 Nisan, 2010 The Nation Cochabamba, Bolivia: Saat sabahın 11’i ve Evo Morales bir futbol stadyumunu tonla aksesuarla donatıp devasa bir sınıfa dönüştürdü: kâğıt tabaklar, plastik bardaklar, tek kullanımlık yağmurluklar, tahta ve hemen her renkten ponchos (panço)’lar… Tüm bu aksesuarlar Morales’in iklim değişikliği ile savaş konusundaki ana fikrini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bolivya’da doğan yeni iklim hareketi!</strong><br />
<em>Naomi Klein</em></p>
<p>23 Nisan, 2010<br />
The Nation</p>
<p>Cochabamba, Bolivia: Saat sabahın 11’i ve Evo Morales bir futbol stadyumunu tonla aksesuarla donatıp devasa bir sınıfa dönüştürdü: kâğıt tabaklar, plastik bardaklar, tek kullanımlık yağmurluklar, tahta ve hemen her renkten ponchos (panço)’lar… Tüm bu aksesuarlar Morales’in iklim değişikliği ile savaş konusundaki ana fikrini vurgularken anlam kazandı: “Yerli halklara hak ettikleri değeri iade etmeliyiz.”</p>
<p>Zengin ülkeler halen Morales’in işaret ettiği noktaya ilgi göstermez ve buradan ders çıkarmazken; ortalama küresel sıcaklık artışını en iyimser ihtimalle 2 derecede sabitleyecek bir planın peşinden koşuyorlar.  Morales, “Dünya Halklarının İklim Değişikliği ve Dünya Ana’nın Hakları Konferansı” çerçevesinde stadyumda toplanan binlerce katılımcıya bu artışın ne ifade ettiğini söyledi: “Bunu anlamı Himalayalar ve And Dağları’ndaki buzulların erimesidir!”. Morales’in Bolivya halkına söylemek zorunda olmadığı şey ise, ne kadar sürdürülebilir bir yaşam sürerlerse sürsünler, buzullarını kurtarmak konusunda hiçbir güçlerinin olmadığıydı.</p>
<p>Bolivya’daki iklim zirvesi heyecanlı, gayriciddi ve absürt anlara sahne oldu. Fakat bu buluşmayı tetikleyen duygu her yerde kendini hissettiriyordu: acizliğe karşı öfke!</p>
<p>Bu durum küçük bir mucize gibiydi. Dramatik bir politik dönüşümün ortasında olan Bolivya’da kilit önem taşıyan endüstriler kamulaştırılmıştı ve yerli halkların sesleri daha önce hiç olmadığı kadar yüksek çıkıyordu. Fakat iş Bolivya’nın en acil çözüm bekleyen ve neredeyse varoluşsal krizine gelince –buzulların erime hızı alarm seviyesinde olduğu gerçeğine rağmen iki büyük şehirde çekilen su sıkıntısı had safhada – Bolivya’lılar bir kez daha kendi kaderlerini kendi başlarına değiştiremeyecek kadar güçsüz durumdalar.</p>
<p>Bunun altında yatan bir numaralı sebep buzulların erimesini tetikleyen aktivitelerin Bolivya’da değil, sanayileşmiş ülkelerin endüstriyel bölgelerinde ve o bölgelere giden otoyollarda gerçekleşiyor olması. Kopenhag’daki iklim zirvesinde, Bolivya ve Tuvalu gibi yüksek risk altındaki ülkeler, iklim değişikliği felaketini engelleyebilecek yüksek salım azaltma hedeflerinin belirlenmesini ve bu hedeflerin bağlayıcı olmasını tutkulu bir şekilde savundular.  Bunun karşılığında aldıkları yalnızca Kuzey yarım küre ülkelerindeki politik iradenin olgunlaşmamış olduğu cevabıydı. Bundan da ötesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin açıkça Bolivya gibi küçük ülkelere iklim çözümünde ihtiyaç duymayacaklarını belirtmesiydi. Kapalı kapılar arkasında diğer yüksek salım yapan ülkeler ile beraber müzakere edecekler ve diğer ülkeleri bu müzakerelerin ancak sonuçlarından haberdar edip, imzaya davet edeceklerdi. Kopenhag Anlaşması’nda da tam olarak bu oldu. Bolivya ve Ekvador anlaşmayı imzalamayı reddedince Birleşik Devletler hükümeti iki ülkeye verilen –sırası ile- 3 milyon ve 2.5 milyon dolarlık iklim değişikliği yardımını kesti. Birleşik Devletler İklim Müzakerecisi Jonathan Pershing bu konuyla ilgili olarak “Bu süreç bedava binilen bir otobüse benzemez” yanıtını verdi. (Eğer “Küresel Güney – Global South” iklim aktivistlerinin neden “iklim yardımı” terimini reddedip yerine “iklim borcu” terimini kullandıklarını merak edenler varsa cevap tam da burada yatıyor)  Pershing’in mesajı kan dondurucu cinsten: eğer yoksulsanız, hayatta kalmanız konusunu bir öncelik haline getirmeye hakkınız yoktur!</p>
<p>Morales sosyal hareketleri, Dünya Ana’nın savunucularını, bilim adamlarını, akademisyenleri, avukatları ve hükümetleri Cochabamba’ya yeni ve başka türlü bir iklim zirvesine davet ettiği zaman bu, çaresizlik hissiyatına karşı bir ayaklanma çağrısı ve hayatta kalma hakkına temel oluşturacak bir güç tabanı yaratma çabası anlamına geliyordu.</p>
<p>Bolivya Hükümeti dört büyük fikir ortaya attılar: doğa ana ekosistemlerini yokolmaktan koruyacak haklara sahip olmalıdır (Evrensel Dünya Ana Hakları Deklarasyonu); bu hakları ve uluslar arası çevre anlaşmalarını ihlal edenler hukuki yaptırımlar ile karşı karşıya gelmelidir (Bir “İklim Adaleti Mahkemesi”); fakir ve gelişmemiş ülkelere, ortaya çıkmasında katkılarının olmadığı veya çok az olduğu krizlerle ilgili olarak çeşitli formlarda telafi sunulmalıdır (“İklim Borcu”); ve tüm dünyadan insanların bu konular hakkında düşüncelerini ifade edebilecekleri bir mekanizma var olmalıdır (“Dünya Halklarının İklim Değişikliği Referandumu”).</p>
<p>Bundan sonraki safha küresel sivil toplumu detaylar ile ilgilenmek ve öneriler geliştirmek üzere davet etmekti. 17 farklı çalışma grubu, 7 hafta süren çevirim içi tartışmalar ve Cochabamba’daki bir haftalık yüzyüze görüşmeler sonucunda nihai önerilerini zirvenin kapanışında sundular.  İlerleme tatmin ediciydi fakat mükemmellikten çok uzaktı (Örneğin Demokrasi Merkezi’nden – Democracy Center-  Jim Shultz “Küresel Referandum” çalışma grubunda, dünya çapında bir referandum gerçekleştirileceği ve nasıl sürdürüleceğini planlamaktan çok, kapitalizmin nasıl yok edileceği ve neden yok edilmesi gerektiği üzerine tartışmalarla vakit kaybedildiğini söyledi.). Yine de Bolivya’nın katılımcı demokrasiye yaptığı heyecanlı katkı belki zirvenin yarattığı en önemli artı değer olduğunun kanıtıydı.</p>
<p>Tüm bunlar, Kopenhag bozgunundan sonra gittikçe dillendirilen ve haddinden fazla tehlikeli bir konu yüzünden oldu: kırılma noktasında asıl suçlu demokrasinin ta kendisiydi! En basit manası ile 192 ülkeye eşit oy hakkı tanıyan Birleşmiş Milletler işleyişi çok hantaldı ve çözüm bulmak noktasında daha küçük gruplar daha etkiliydi.</p>
<p>James Lovelock gibi güvenilir çevreciler bile adeta işi şansa bırakmaya başladılar. Lovelock son günlerde Guardian’a verdiği bir demeçte “İklim değişikliği konusu savaş kadar ağır bir konu olmaya başladı” dedi ve ekledi: “Demokrasiyi bir süreliğine bekleme konumuna alsak iyi olacak.”. Fakat gerçekte zeminimizi kaydıran ve var olan anlaşmaları bile zayıflatan şey, Kopenhag anlaşması sonucu şekillenmiş küçük gruplar oldu.</p>
<p>Buna karşın, Kopenhag’a Bolivya tarafından sunulan iklim değişikliği politikası, sosyal hareketler tarafından katılımcı süreçler sonucunda oluşturuldu ve sonuç şu ana kadar gündeme getirilen en dönüşümcü ve radikal vizyon oldu.</p>
<p>Bolivya, Cochabamba Zirvesi ile ulusal düzeyde ne başarıldı ise, Meksika’da düzenlenecek sıradaki Birleşmiş Milletler iklim toplantısı öncesinde dünyayı iklim gündemini oluşturmaya davet ederek başarıyı küresel düzeye taşımak istiyor.  Bolivya’nın Birleşmiş Milletler nezdindeki Büyükelçisi Pablo Solon “İnsanlığı bir trajediden kurtarabilecek tek şey küresel demokrasinin tatbikidir” diyor.</p>
<p>Eğer haklı ise bu süreç sadece ısınan gezegenimizi kurtarmakla kalmayacak, kırık dökük demokrasimizi de onaracak. Hiç de kötü bir anlaşma değil.</p>
<p>Bu yazı ilk olarak The Nation’da yazılmıştır.<br />
(www.thenation.com)</p>
<p><strong>Çeviri:</strong> <em>Arif Cem Gündoğan</em></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/04/bolivya%e2%80%99da-dogan-yeni-iklim-hareketi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızgın Olan Sadece Küçük Denizkızı Değil!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2009/12/kizgin-olan-sadece-kucuk-denizkizi-degil/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2009/12/kizgin-olan-sadece-kucuk-denizkizi-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 14:46:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[Kopenhag Güncesi: Kızgın olan sadece küçük denizkızı değil! Kopenhag’ın simgelerinden olan Hans Christen Andersen’in masallarındaki küçük deniz kızının hikayesini bilirsiniz. Bir prense aşık olduğu için denizlerdeki hayatını bırakıp, onun peşinden bir insan olmayı hayal eden deniz kızı, masalın sonlarına doğru hayal kırıklığı yaşamasına rağmen prensin hayatını kendi hayatı pahasına korumak için gövdesini bir geminin güvertesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kopenhag Güncesi: Kızgın olan sadece küçük denizkızı değil! </strong></p>
<p>Kopenhag’ın simgelerinden olan Hans Christen Andersen’in masallarındaki küçük deniz kızının hikayesini bilirsiniz. Bir prense aşık olduğu için denizlerdeki hayatını bırakıp, onun peşinden bir insan olmayı hayal eden deniz kızı, masalın sonlarına doğru hayal kırıklığı yaşamasına rağmen prensin hayatını kendi hayatı pahasına korumak için gövdesini bir geminin güvertesine atarak kendini feda etmeyi seçer.</p>
<p>7 Aralık’ta Danimarka’nın başkenti, Kopenhag’da başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 15. Taraflar Toplantısı (nam-ı diğer iklim zirvesi, COP15) da Andersen’e nazire yaparcasına biraraya gelen 192 ülkenin  başka bir kıza aşık bir prens yüzünden kendini feda eden deniz kızı misali gezegeni küresel kapitalist sisteme feda edip etmeyeceğimizin müzakeresini yapıyor.</p>
<p>2007’de Endonezya’nın Bali adasında 13. Taraflar Toplantısı yapılan ve gelişmekte olan ülkelerin ve sivil toplumun seslerini yükselterek iklim krizine bir ortak çözüm bulunması yönündeki çağrıları, Bali Eylem Planı adı verilen bir dizi müzakere sürecinin başlamasıyla sonuçlanmıştı.  2009 yılı sonunda Kopenhag’da yapılacak 15. Taraflar Toplantısı da bu planda varılacak çözümün adresi olarak gösterilmişti ancak  olaylar pek de öyle gelişmedi.</p>
<p>1992’de Rio’da düzenlenen Dünya Zirvesinde imzaya açılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi,  son 17 yılda küresel seragazı emisyonlarının yapılan projeksiyonların bile çok üzerinde artış göstermesi ve ABD’nin başını çektiği büyük emisyonlara yol açan gelişmiş ülkelerin ayak sürümesi sebebiyle küresel gündemde çok önemli bir noktaya oturdu.   Bu bağlamda sadece bir çevre meselesi olan değil sosyo-ekonomik boyutu ağır basan bir adalet meselesine dönüşen iklim değişikliği meselesi, gelinen noktada gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş Batılı devlet arasındaki ayrımı derinleştirmeye devam ediyor.</p>
<p>COP15’in açılışında konuşan Danimarka Başbakanı Lars Rasmussen müzakerecilere Kopenhag’a sadece konuşmaya değil harekete geçmeye geldiklerini hatırlattı. Bunun anlamı tüm dünyanın Kopenhag’da olan bitene kulak kesilerek bir çözüm haberini beklemesi gerektiği. Öte yandan, açılışın hemen sonrasında başlayan Uzun Dönemli İşbirliği İlave Çalışma Grubu’ndaki (Ad-hoc Working Group on Long-term Cooperative Action) hava çözümün pek de yakın olduğunu hissettirmiyordu. ABD, Kanada, Japonya gibi büyük kirleticileri içeren Şemsiye Grup adına söz alan Avustralya, IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 4. Değerlendirme Raporu’nda açıkca belirtilen, gelişmiş ülkelerin 2020 itibariyle 1990 seviyesine göre en az %25-40 arasında azaltım hedefleri almaları gerekirken herhangi bir rakam vermekten kaçındı. Buna ek olarak iklim değişikliğinden ilk ve öncelikli zarar görecek en az gelişmiş ülkelere yapılacak uyum yardımı olarak (olması gereken 100 milyar dolarlar seviyesininin çok altında) 10 milyar dolarlık bir yardım taahhüt ettiklerini ve bunun küresel bir anlaşmaya varılması için yeterli olduğu yönündeki görüşlerini belirtti.</p>
<p>Bu sürece dair en sert eleştiriler, bu sürecin çıktılarından en çok etkilenecek olan en az gelişmiş ülkeler, küçük ada devletleri ve sol iktidarlı Latin Amerika devletlerinin oluşturduğu ALBA bloklarından gelmeye devam ediyor. ABD Kongresinin, BMİDÇŞ’nin hukuki bağlayıcılığı olan ve gelişmiş ülkelerin emisyonlarını sınırlayan eki olan Kyoto Protokolü’nü onaylamamak konusunda gösterdiği tutum karşısında, Obama yönetiminin de yarattığı momentumun etkisiyle, ABD dışındaki gelişmiş ülkeler şimdi iklim değişikliğinde tarihsel ve güncel sorumluluğu bulunan ABD’yi varılacak yeni bir uzlaşıya çekmek için Kyoto’yu feda etmeye hazır görünüyorlar. Tam bu noktada Afrika Birliği ülkelerinin uluslararası gençlik iklim hareketinin kullandığı “Ölüm kalım meseleleri müzakere edilemez” sloganına nazire yaparcasına güçlü ve cesur bir tavırla, Kopenhag öncesi Barselona’da gerçekleşen son ara görüşmelerde gelişmiş ülkeler yeni azaltım hedefleriyle gelmediği sürece müzakerelerden çekilmesi gibi yerinde hamleleri de Kopenhag’da görebiliriz. Yani çıkmadık candan ümit kesilmez kesilmesine de sadece bitkisel hayatta yaşayabilecek bir sözleşmeye, gelişmekte olan ülkelerin “çözüm olsun da ne olursa olsun” mantığıyla destek vermeleri pek olası görünmüyor.</p>
<p>Kopenhag’da Bella Center adlı kongre merkezinde, son 3 günü devlet başkanları düzeyinde olmak üzere, 18 Aralık’a kadar devam edecek olan bu zirve, şehirde iklim meselesinin konuşulduğu tek yer değil. Tüm Kopenhag’ın iklim gündemiyle çalkalandığı bu günlerde resmi zirveye paralel olarak yürüyen halkların iklim zirvesi Klimaforum’09 meseleye kararlılıkla iklim adaleti boyutuyla yaklaşan bir etkinlik. Bu etkinliğin açılışı da içeriğini yansıtacak bir çeşitliliğe sahne oldu. Uluslararası köylü ağı olan La Via Campesina’nın genel koordinatörü, Henry Saragih’in “Tarlalarımızı bırakıp neden Kopenhag’a geldik” başlıklı konuşmasını Friends of the Earth International direktörü, Nijeryalı Nnimo Bassey’nin iklim adaletinden başlayarak karbon piyasalarıyla iklim meselesini çözmeye çalışanların  derin çelişkilerinden petrol ve kömürü toprak altında tutmayı hedefleyen yeni girişimlere uzanan motive edici konuşması izledi. Klimaforum’un açılış için ağır topu ise öfkenin iklim meselesinde yeri olduğunu vurgulayan konuşmasıyla Naomi Klein oldu. Hareketlerin hareketinin doğduğu Seattle’dan tam 10 yıl sonra Kopenhag’da havada Seattle’ı anımsatan pek çok şeyin olduğunu vurgulayan Klein, küresel seragazı emisyonlarının %75’inden sorumlu olan %20’lik dünya nüfusunun iklim borcunu ödemesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Tam da bu noktada 9 Aralık Çarşamba günü, Kyoto Protokolü altındaki toplantılarda söz alan Tuvalu delegesi Ian Fury, ülkesi ve iklim adaletine ihtiyaç  duyan tüm insanlık adına tarihi bir konuşma yaptı. Muhtemelen büyük  çoğumuzun haritada yerini bile gösteremeyeceği bu Pasifik ada ülkesi, kendisinden kat be kat büyük ülkelere “Masada olan bizim ölüm kalım meselemiz, biz dünyanın öbür ucundan buraya sizin bağlayıcılığı olmayan  kararlar almanızı izlemeye gelmedik” diyerek COP15’teki ve muhtemelen BMİDÇS tarihindeki en ayağı yere basan konuşmalardan birini yaptı. Öyle olacak ki Kopenhag’a ayak basar basmaz basın açıklaması yapan Çin İklim Değişikliği Bakanı Penny Wong, ülkesinin Tuvalu’nun bu açıklamasını desteklemediğini, bu durumun gelişmekte olan ülkeler arasında üzücü bir ayrıma yol açtığını belirtti. Bunun temel sebebi ise Tuvalu’nun ve pek çok küçük ada ülkesinin hayatta kalabilmesi için gerekli olan Çin ve Hindistan gibi hızla gelişen ama toplam emisyonlarda dünya sıralamasında en üstlerde ABD ve AB’nin yanında yer alan büyük ülkelerin, kendilerini bağlayıcı bir taahhüt altına sokacak bir uzlaşmadan kaçmaları.</p>
<p>Naomi Klein’a atıf yapacak olursak görünüşe göre petrol ve karbon piyasası ile gelişmiş ülkelerin profesyonel müzakerecileriyle dolu COP15, önümüzdeki günlerde daha fazla iklim öfkesine sahne olacak. Friends of the Earth International ve Oilwatch International gibi iklim adaleti talep eden sivil toplum kuruluşlarının COP15 boyunca iklim değişikliği meselesinde en kötü karşı lobi yapan kuruluşu seçmek için başlattıkları kampanyanın adı “Kızgın Denizkızı”1. Fakat anlaşılan o ki tek kızgın olan denizkızı değil.</p>
<p>Ethemcan Turhan</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2009/12/kizgin-olan-sadece-kucuk-denizkizi-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seattle Hareketi Kopenhag&#8217;da Büyüyor!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2009/11/seattle-hareketi-kopenhagda-buyuyor/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2009/11/seattle-hareketi-kopenhagda-buyuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 15:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[Naomi Klein / 12 Kasım 2009 / The Nation (http://www.thenation.com/doc/20091130/klein) Önceki gün David Solnit ve Rebecca Solnit’in Seattle Muharebesinin Hikayesinin Muharebesi (The Battle of the Story of the Battle of Seattle) adlı kitabının ön-kopyası elime geçti. Kitabın çıkış tarihi, küresel bir sermaye karşıtı hareketi ateşleyen, Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü zirvesini durduran aktivistlerin tarihi koalisyonunun onuncu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Naomi Klein / 12 Kasım 2009 / The Nation (http://www.thenation.com/doc/20091130/klein)</p>
<p>Önceki gün David Solnit ve Rebecca Solnit’in Seattle Muharebesinin Hikayesinin Muharebesi (The Battle of the Story of the Battle of Seattle) adlı kitabının ön-kopyası elime geçti. Kitabın çıkış tarihi, küresel bir sermaye karşıtı hareketi ateşleyen, Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü zirvesini durduran aktivistlerin tarihi koalisyonunun onuncu yıldönümü olarak planlanmış.</p>
<p>Kitap gerçekten de Seattle’da gerçekten ne olduğunun heyecan verici bir öyküsünü sunuyor, öte yandan David Solnit’le konuştuğumda, bu zirvenin durdurulmasına önayak olan doğrudan-eylem gurusunun 1999’u hatırlamaktansa Kopenhag’da gerçekleştirilecek olan önümüzdeki Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesi ve 30 Kasım’da ABD çapında düzenlenecek olan “iklim adaleti” eylemleri hakkında konuşmakla daha çok ilgilendiğini farkettim. “Bu gerçekten Seattle-tipi bir an” dedi bana Solnit ve ekledi: “İnsanlar alaşağı etmeye hazır.”</p>
<p>Kopenhag mobilizasyonlarında kesinlikle bir Seattle kalitesi dikkat çekiyor: devasa çeşitlilikte grupların orada olacak olması; ortada olan farklı taktikler; ve gelişmekte olan ülke hükümetlerinin aktivist taleplerini zirveye taşıyacak olması. Buna rağmen Kopenhag, Seattle’ın bir tekrarı değil. Bunun yerine daha çok önceki dönemin güçlü yanlarından destek alan ama hatalarından da öğrenir şekilde bir hareket yaratılıyor, ilerici tektonik plakalar yer değiştirir gibi.</p>
<p>Medyanın “küreselleşme karşıtı” olarak duyurmakta ısrar ettiği harekete karşı en büyük eleştiri, bir çuval dolusu karşı çıktığı şey ve çok az somut alternatifi olmasıydı. Kopenhag’da biraraya gelecek olan hareket bunun tersine, tek bir konuyla ilgili – iklim değişikliği – ama bu durum, nedeniyle ilgili tutarlı temellendirmeyi ve aşağı yukarı gezegendeki herşeyi içeren çarelerini iç içe geçirmeye yarıyor. Bu temellendirmede, iklimimiz basitçe sadece kirleten birkaç parçacıktan dolayı değil kapitalizmin altında yatan, kısa vadeli kar ve herkesten fazla sürekli büyüme mantığı nedeniyle değişiyor. Hükümetlerimiz şimdi bizden bu aynı mantığın iklim krizini çözeceğine inanmamızı istiyorlar – “karbon” adında ticareti yapılan bir meta yaratarak ve orman ve tarım alanlarını kontrolden çıkmış salımlarımızı yutacak “yutaklar” haline getirerek.</p>
<p>Kopenhag’da iklim adaleti aktivistleri, karbon ticaretinin iklim krizini çözmekten çok uzak bir biçimde, atmosferin özelleştirilmesi ile offsetleri ve yutak alanlarıyla yeni bir kolonyal doğal kaynak koparma çabasına dönüşeceğini savunacaklar. Bu “piyasa-bazlı çözümler” sadece iklim krizini çözmekte başarısız olmayacak aynı zamanda dünyanın en fakir ve en hassas halkları iklim değişikliğinin öncelikli kurbanı – ve bu salım ticareti mekanizmalarının kobayı &#8211; olacağından fakirliği ve eşitsizliği de arttıracak.</p>
<p>Ama Kopenhag’daki aktivistler buna sadece basitçe hayır demeyecekler. Atak bir şekilde hem salımları düşüren hem de eşitsizliği azaltan çözümleri geliştirecekler. Alternatiflerin sonradan düşünülmüş gibi gözüktüğü daha önceki zirvelerden farklı olarak, Kopenhag’da alternatifler sahne alacak. Örneğin, doğrudan eylem koalisyonu İklim Adaleti Hareketi (Climate Justice Action) aktivistleri 16 Aralık günü kongre merkezine hücum etmeye çağırdı. Pek çoğu bunu birlikte hareket eden fakat henüz ne yapacağı tam olarak açıklanmamış yüzlerce eski bisikletin “dayanılmaz yeni direniş aletlerine” dönüşeceği “bisiklet bloğu”nun bir parçası olarak yapacak. Bu eylemin hedefi, Seattle-tipi bir şekilde zirveyi durdurmak değil, tam tersine açmak hem de “kendi gündemimizle, aşağıdan bir gündemle, iklim adaleti gündemiyle, yalan yanlış çözümlere karşı gerçek çözümleri konuşabileceğimiz bir alana dönüştürmek için yapılacak…. Bu bizim günümüz olacak.”</p>
<p>Aktivistlerin tarafından önerilen bazı çözümler yıllardır küresel adalet hareketinin başını çektiği bazı çözümlerle aynı: yerel, sürdürülebilir tarım, küçük, merkezileşmemiş enerji projeleri; yerli halkların toprak haklarına saygı; fosil yakıtların yerin altında kalması; yeşil teknolojiler üzerindeki korumacılığın gevşetilmesi; ve bu dönüşümlerin finansal transferlerin vergilendirilmesi ve dış borçların silinmesi yoluyla finanse edilmesi. Zengin ülkelerin fakir ülkelere “iklim borcu” tazminatı (“climate debt” reparations) ödemesi gibi bazı talepler ise yeni. Bunlar büyük hedefler fakat hepimiz hükümetlerimizin sıra elitleri kurtarmaya gelince bu tip kaynakları kullandığını gördük. Kopenhag öncesi bir sloganda denildiği gibi: “Eğer iklim bir banka olsaydı, kurtarılırdı” – piyasanın vahşetine bırakılmazdı.</p>
<p>Sağlam temellendirme ve alternatiflere yoğunlaşmaya ek olarak pek çok diğer değişiklik daha var: Bir konuşmadan daha fazlasını yapacak ama yıllanmış polise-karşı-göstericiler senaryosundan da fazlasının yapılması konusundaki gereksinimi gören, doğrudan eyleme daha akılcı bir yaklaşım. “Bizim eylemimiz bir sivil itaatsizlik eylemi” diyor 16 Aralık eylemi organizatörlerinden biri. “Yolumuza çıkan tüm fiziksel bariyerleri aşacağız fakat polis eğer durumu tırmandırırsa şiddetle cevap vermeyeceğiz.” (Bunu söylemekle beraber, iki haftalık zirvenin polisle siyah giyimli gençler arasında bir kaç kovalamacaya sahne olmamasının imkanı yok; neticede burası Avrupa.)</p>
<p>On yıl önce, Seattle durdurulduktan sonra New York Times’ta yayınlanan bir yorumda, küreselleşmenin radikal bir biçimde değişik bir şeklini savunan bir hareketin “ortaya çıkış partisi” yaptığını yazmıştım. Kopenhag’ın önemi ne olacak? Bu soruyu, Seattle’da olanlar hakkındaki tahmininin nihayetinde tuttuğunu No Logo’da alıntıladığım John Jordan’a sordum. Bana dedi ki: “Eğer Seattle hareketlerin hareketinin ortaya çıkış partisi olduysa, muhtemelen Kopenhag ergenliğimizin kutlaması olacak”.</p>
<p>Öte yandan, büyümenin sivil itaatsizlikten kaçınarak vakur toplantıların güvenli sularında yüzmek anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. “Umarım daha fazla itaatsiz olabilecek kadar büyümüşüzdür’ diyor Jordan ve ekliyor: “çünkü dünyamız üstündeki yaşam çok fazla sayıda itaatkar davranış yüzünden bitebilir.”</p>
<p><strong>Çeviren:</strong> <em>Ethemcan Turhan </em></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2009/11/seattle-hareketi-kopenhagda-buyuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İklim Öfkesi</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2009/11/iklim-ofkesi/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2009/11/iklim-ofkesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 14:57:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[Naomi Klein / 11 Kasım 2009 / http://www.naomiklein.org/articles/2009/11/climate-rage Dünyayı kurtarmak için son bir şans – bu bir kaç aydır, Aralık başında Kopenhag’da başlayacak olan Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesine atfedilen isim. 192 ülkeden temsilciler sonunda küresel sıcaklıkların felaket seviyelerine ulaşmasını engellemek için bir anlaşma yapacaklar. Başkan Obama’nın iklim başdanışmanı, Todd Stern şöyle demişti zirve için: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Naomi Klein / 11 Kasım 2009 / http://www.naomiklein.org/articles/2009/11/climate-rage</p>
<p>Dünyayı kurtarmak için son bir şans – bu bir kaç aydır, Aralık başında Kopenhag’da başlayacak olan Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesine atfedilen isim. 192 ülkeden temsilciler sonunda küresel sıcaklıkların felaket seviyelerine ulaşmasını engellemek için bir anlaşma yapacaklar. Başkan Obama’nın iklim başdanışmanı, Todd Stern şöyle demişti zirve için: “Aynen eski çizgi romanlardaki gibi dünyayı tehdit eden bir tehlikeye karşı ortak hareket etme imkanımız var” ve şöyle devam etmişti: “Bu bir meteor veya uzaylı istilası değil ama gezegenimize, toplumumuza, çocuklarımıza ve onların çocuklarına zararı en az o kadar büyük olacak”.</p>
<p>Bu konuşma geçtiğimiz Mart ayındaydı. O günden beri, sağlık reformu üzerinde bitmek bilmeyen kavga, başkanın iklim değişikliği konusundaki momentumunu aldı götürdü. Şimdi Kopenhag toplantısı, ABD Kongresinden çok zayıf bir iklim kanun tasarısı bile geçmeden başlamak üzereyken, ABDli politikacılar çoktan o süperkahraman benzetmelerini bıraktılar ve iklim zirvesinde ciddi bir anlaşmaya varma yönünde beklentileri azaltmak için ortalığı karıştırmaya başladılar. ABD Enerji Bakanı Steven Chu şimdi şöyle diyor: “Bu sadece bir toplantı, bir ya hep ya hiç meselesi değil.”</p>
<p>Hükümetlerin harekete geçeceğine olan inanç azaldıkça, bir diğer taraftan iklim aktivistleri Kopenhag’a değişik bir fırsat olarak başka bir önem aftediyorlar. Dünya tarihindeki en büyük çevre toplantısı olma yolunda olan bu zirve, karbon offsetleri ve emisyon ticareti gibi iş dünyası-dostu yarım yamalak önlemlerden politik arenayı geri alıp, bazı etkili ve ortak akla yatkın önerileri – daha fazla kirlilik içeren karmaşık piyasalar üretmeyi içermeyen, kömür ve petrolü toprağın altında tutmayı hedefleyen çözümler – gündeme getirme şansı sunuyor.</p>
<p>Bunlar arasında en akılcı ve umut verici olanı – en tartışılır olanı olduğunu söylemeye gerek bile yok – “iklim borcu” kavramı, yani zengin ülkelerin iklim krizi sebebiyle fakir ülkelere zarar tazminatı ödemesi gerektiği fikrini içeriyor. İklim değişikliği aktivizmi çağında, bu hem söylem hem de içerik anlamında dramatik bir dönüşüme işaret ediyor. Amerikan çevreciliği küresel ısınmaya farklılıkları aşan bir oldu olarak bakmaktadır: Hepimiz bu kırılgan mavi gezegeni paylaşıyoruz ve bu yüzden onu kurtarmak için hep birlikte çalışmalıyız. Öte yandan Latin Amerika ve Afrika hükümetlerinin koalisyonu iklim borcu kavramının esasında farklılıklara vurgu yaptığını ve böylelikle iklim krizine neden olanlarla (gelişmiş ülkeler) bunun en kötü etkilerine maruz kalanlar (gelişmekte olan ülkeler) arasındaki adaletsiz uçurumun kapatılmasını sağlayacağını belirtiyor. Dünya Bankası’nın baş ekonomisti, Justin Lin bu denklemi açıkça şöyle dile getiriyor: Küresel ısınmanın neden olacağı zararın “yaklaşık yüzde 75-80’i gelişmekte olan ülkelerde hissedilecek, hem de seragazı salımlarının sadece üçte birine neden olmalarına rağmen”.<br />
İklim borcu kavramı, hesabı kimin ödeyeceği ile ilgili bir kavram. Bu önerinin arkasındaki yerel katılımcı hareket, daha kin dolu bir ekolojiye uyum sağlamanın tüm bedelinin – daha güçlü deniz koruma duvarlarından daha temiz ve pahalı teknolojilere kadar – bu krizi yaratanların sorumluluğu olduğunu söylemekte. İklim tazminatını gündeme taşımak için eylemler düzenleyen Jubilee South’un koordinatörlerinden biri olan Lidy Nacpil: “Şu anda ihtiyacımız olan şey birşey için yalvarmak değil, tam tersi bize ödenmemiş olan bir borcu istemektir, çünkü kendimizin yaratmadığı bir kriz ile boğuşuyoruz&#8221; diyor ve ekliyor: “İklim borcu bir hayırseverlik meselesi değildir.”</p>
<p>Son yıllarda kuraklık sebebiyle en az 5 milyon küçükbaş ve büyükbaş hayvanını kaybeden Kenya’daki Masai kabilesinin savunuculuğunu yapan Sharon Looremeta bunu daha katı bir şekilde iletiyor. “Masai toplumu 4&#215;4’ler sürmüyor veya tatile uçakla gitmiyor. İklim değişikliğine biz neden olmadık ama bunun acılarını çekenler bizleriz. Bu adaletsizliktir ve hemen şimdi durdurulmalıdır.&#8221;</p>
<p>İklim borcunu savunanlar, iklim değişikliğiyle ilgili pek çok tartışmada olduğu gibi ortak bir konudan başlıyorlar söze: bilim. Sanayi Devriminden önce, atmosferdeki karbon dioksit yoğunluğu – küresel ısınmanın ana nedeni – milyonda 280 parça (ppm) civarındaydı. Bugün bu seviye 387 ppm’e ulaşmış durumda – yani güvenli limitlerin çok üzerinde – ve halen artmaya devam etmekte. Dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan gelişmiş ülkeler, şimdiye kadar atmosferin dengesini bozan tüm seragazlarının yüzde 75’ini kendileri ürettiler. (Tek başına dünya nüfusunun aşağı yukarı yüzde 5’ini oluşturan ABD, tüm salımların yüzde 25’ini tek başına gerçekleştiriyor.) Diğer yandan Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin halihazırda büyük miktarlarda karbon dioksit salımı yapmalarına rağmen bunun temizlenmesinde eşit bir sorumluluğa sahip olmadığı çünkü krize sebep olan 200 yıllık kümülatif salımlarda sorumluluklarının çok az olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Latin Amerika’da solcu ekonomistler uzun süre boyunca Batılı güçlerin kolonilik dönemlerindeki toprak işgalleri ve doğal kaynak sömürüsü sebebiyle genişce tanımlanan bir ekolojik borç yarattıklarını belirtmişlerdir. Öte yandan kimin ne zaman ve ne kadar seragazı salımı yaptığını bilmemizi sağlayan yeni araştırmalar sayesinde iklim borcuyla ilgili öne sürülen argümanlar daha sağlam bir hale geliyor. Oxfam’ın deneyimli iklim danışmanı Antonio Hill şöyle diyor: “ Heyecan verici olan şu ki bunun üzerine gerçek rakamlar koyabiliyoruz. Ton karbondioksit birimi cinsinden ne kadar salım yapıldığını hesaplayabiliyor ve bir bedel çıkarabiliyoruz.”</p>
<p>Eşit öneme sahip bir başka konu ise bu fikrin, aralarında ABD’nin de bulunduğu 192 ülkenin onayladığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde de desteklenmesi. Bu çerçeve sadece “tarihsel ve şu anki küresel salımlarda en büyük payın gelişmiş ülkelere ait” olduğunu belirtmekle kalmıyor, aynı zamanda bu problemi çözmek için yürürlüğe konulacak çabaların “eşitlik ve ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” temelinde olması gerektiğini de belirtiyor.</p>
<p>Tazminat hareketi, Dünyanın Arkadaşları’ndan (Friends of the Earth) Dünya Kiliseler Birliği’ne pek çok çeşitli uluslararası kuruluşu, pek çoğu bu çağrıyı yapan Üçüncü Dünya Ağı’nda (Third World Network) etkili iklim bilimciler ve politik ekonomistler ile biraraya getirdi. Yakın bir zamana kadar ise, hiç bir hükümet Kopenhag’da varılacak bir anlaşmanın iklim borcu kavramını içermesi için bastırmıyordu. Bu durum, Haziran ayında Bolivya’nın baş iklim müzakerecisi Angelica Navarro’nun Almanya’nin Bonn kentindeki BM iklim müzakerelerinde söz alması ile değişti. Sadece 36 yaşında olan Navarro basit bir siyah kazakla orada olmasına rağmen, oturumdaki bürokratlar ve memurlardan çok dışarıdaki hippilere benziyordu. Salımlar hakkında bilimin son verileriyle, eriyen buzulların Bolivya’nın iki şehrinin su sistemini nasıl tehdit ettiğini birlikte sunan Navarro, neden gelişmekte olan ülkelere iklim krizi için bu borcun ödenmesi gerektiğini açıklayan bir dizi neden sundu.</p>
<p>Kalabalık toplantı salonunda söz alan Navarro şunları söyledi: &#8220;Küçük adalarda, en az gelişmiş ülkelerde, Brezilya, Hindistan ve Çin’deki kırılgan topluluklarda ve dünyanın her yerinde – neden olmadıkları bir sorundan ötürü çile çeken insanlar var.” Buna ek olarak git gide daha kin dolu hale gelen bir iklimde Bolivya gibi ülkeler, zengin ülkeler gibi ucuz ve kirli enerji kaynaklarıyla ekonomik büyüme sağlayamayacaklar – diğer bir taraftan ise rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjilere geçişin ağır bedellerini de kaldırabilecek konumda değiller.</p>
<p>Navarro’nun belirttiğine göre çözüm üç ayaklı. Zengin ülkeler, değişen iklime uyum sağlamak için gerekli masrafları karşılayacak bedelleri ödemeliler, atmosferi gelişmekte olan ülkelerin de kullanımı için de imkan bırakacak şekilde salımlarında gerekli ciddi azaltımları yapmalı ve Üçüncü Dünya’ya fosil yakıtları atlayıp, direk olarak temiz alternatiflere geçebilmeleri için finansman sağlamalıdır. Navarro sözüne şöyle devam etti: “Sadece gelecekte bir noktada bize teknoloji sunulacak sözünü takip ederek atmosferdeki haklı payımızdan vazgeçemeyiz ve geçmeyeceğiz.”</p>
<p>Bu konuşma dünyanın dört bir yanından aktivistleri harekete geçirdi. Geçtiğimiz aylarda Sri Lanka, Venezuela, Paraguay ve Malezya hükümetleri iklim borcu kavramını desteklediklerini belirttiler. 240’dan fazla çevre ve kalkınma organizasyonu zengin ülkelerin iklim borçlarını ödemeleri için bir çağrıya imza attı ve dünyanın 49 en az gelişmiş ülkesi bir müzakere bloğu olarak bu talebi Kopenhag’a taşıyacak.</p>
<p>“Eğer seragazı salımlarını önümüzdeki on yılda azaltacaksak, tarihte şimdiye dek olduğundan çok daha büyük toplumsal hareketlere ihtiyacımız var&#8221; diye ekledi Navarro konuşmasının sonunda. “Gezegen için bir Marshal Planı’na ihtiyacımız var. Bu plan daha önce görülmemiş ölçülerde finansman ve teknoloji transferi sağlamalı. Her ülkeye teknolojiyi ulaştırarak salımları azaltırken insanların hayat kalitesini de arttırmalı. Bunun için sadece on yılımız var.”</p>
<p>Hem de oldukça pahalı bir on yıl. Dünya Bankası, iklim değişikliklerinden gelişmekte olan ülkelerin payına düşen bedeli – kuraklıktan ve selden etkilenen ürünlerden sivrisinek dolu sulardan yayılan sıtmaya kadar – yılda 100 milyar ABD doları kadar yüksek bir seviyede hesaplıyor. Ve bir grup Birleşmiş Milletler araştırmacısına göre yenilenebilir enerjilere transfer daha da fazlaya malolacak: önümüzdeki on yılda her yıl 600 milyar ABD doları.</p>
<p>Kamu parasının dünyanın en zengin finansal kurumlarının ayakta tutulması için kullanıldığı son banka batma vakaalarından farklı olarak, iklim borcu için harcanacak olan para tüm gezegeni kurtarmak için gerekli bir küresel çevre dönüşümünü ateşleyecek. Bunun en heyecan verici örneklerinden biri hali hazırda Ekvator’un Yasuni Milli Parkı’nı korumak için sarfedilen çaba. Amazon yağmur ormanlarının bu olağanüstü köşesi, pek çok yerli kabileye, inanılmaz sayılarda, az bulunan ve egzotik hayvan türüne ve tüm Kuzey Amerika’da bulunan ağaç türlerini 1 dönümde barındıracak kadar geniş bir biyoçeşitliliğe sahip. Olay şu ki bu hayat karmaşasının tam altında yaklaşık 7 milyar ABD doları değerinde toplam 850 milyon varil petrol yatıyor. Bu petrolün yakılması – ve bu petrole ulaşmak için ormandaki ağaçların kesilmesi – atmosfere ilave bir 547 milyon ton karbon dioksit salımına neden olacak.</p>
<p>İki yıl önce, Ekvator’un merkez-sol cumhurbaşkanı, Rafael Correa, petrol üreten bir ülkenin lideri olarak çok az rastlanılan bir şey söyledi: Petrolü toprağın altında tutmak istiyordu. Öte yandan,bu karbonun atmosfere salınmamasına karşılık nüfusun yarısının yoksulluk içinde yaşadığı Ekvator’a zengin ülkeler “tarihsel ve bugünkü seragazı emisyonlarından doğan orantısız zarar” için bir tazminat ödemeli. Bütün bedeli bile istemedi, miktarın sadece yarısını talep etti. Ve bu parayı da Ekvator’un güneş ve jeotermal gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelmesinde kullanacağını açıkladı.</p>
<p>Çoğunlukla Yasuni’nin güzellikleri sebebiyle bu plan, geniş uluslararası bir destek buldu. Almanya 13 yıl için yılda 70 milyon ABD doları ödemeyi önerdi ve pek çok diğer Avrupa hükümeti de buna katkıda bulunma yönünde niyet beyan ettiler. Eğer Yasuni kurtulursa, bu iklim borcu kavramının sadece daha fazla yardım almak için kılık değiştirmiş bir dalavere olmadığını da gösterecek – dahası bu önerinin şu ana kadar elimizde olanların tümünden daha güvenilir bir çözüm olduğunu gösterecek. “Bu girişim başarmak zorunda” diyor Amazon Watch’ün yöneticisi, Atossa Soltani ve ekliyor: “Diğer ülkeler için bir model oluşturabiliriz.”</p>
<p>Aktivistler, eğer gelişmiş ülkeler iklim borçlarını öderlerse mümkün olacak bir dizi diğer büyük yeşil inisiyatife dikkat çekiyorlar. Hindistan’da, biyokütle ve güneş enerjisi ile çalışan mini enerji santralleri, halihazırda elektriksiz yaşayan 400 milyon Hintlinin pek çoğuna düşük karbonlu elektrik ulaştırabilir. Kahire’den Manila’ya kadar pek çok şehirde, bazı bölgelerde çöplükte birikerek veya yakılarak gezegeni ısıtan kirliliği yayan evsel atıkların yüzde 80’ine kadarını geri dönüştüren fakir atık toplayıcısı ordularına finansal destek verilebilir. Daha geniş çapta, gelişmekte olan ülkelerdeki termik santraller varolan teknolojiler ile daha verimli hale getirilerek, salımları üçte birine indirilebilir.</p>
<p>Öte yandan iklim tazminatlarının elle tutulur olabilmesi için, varolan uluslararası yardım sisteminin dışında yer almaları gerektiği konusunda savunucular ısrarlı. İklim parası kolayca halihazırda yürütülen ilkögretime destek, HIV/AIDS’in önlenmesi gibi kalkınma yardımı programlarından yönlendirilemez. Dahası bu fonlar kredi olarak değil hibe olarak sağlanmalı çünkü gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyacağı en son şey biraz daha borca girmek. Buna ilaveten, bu para kendi Batılı gündemlerini bastırmak için göstermelik projeler yapan Dünya Bankası veya USAID gibi olağan şüphelilerce değil gelişmekte olan ülkelerin nasıl harcandığı üzerinde söz sahibi olacağı Birleşmiş Milletler iklim sözleşmesi aracılığıyla dağıtılmalı.</p>
<p>Bu tip garantiler olmadan, tazminatlar anlamsız olacaktır – ve tazminatlar olmadan, Kopenhag’daki iklim görüşmeleri büyük ihtimalle çökecektir. Göründüğü üzere, ABD ve diğer Batılı devletler Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerle herkesin kaybedeceği bir korkaklık yarışındalar: Başkaları azaltmadığı ve uluslararası raporlama sağlamadığı sürece salımlarımızı azaltmayı reddediyoruz ve onlar da zengin ülkeler öncelikle salımlarını kesmedikçe ve kendilerinin iklim değişikliğine uyum sağlaması ve temiz enerjiye geçmeleri için gerekli finansmanı sağlamadığı sürece kımıldamayı reddediyorlar. Güney Afrika’nın en üst düzey çevre yetkililerinden biri bunu “Para yoksa anlaşma da yok” şeklinde söze döküyor. Afrika Birliği adına konuşan Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi ise şunu belirtiyor: “Eğer gerekirse, toplantılardan çekilmeye hazırız.”</p>
<p>Geçmişte, Başkan Obama iklim borcunun üzerine kurulduğu prensibi farketmişti. Eylül’de Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında şöyle demişti: “Evet, geçtiğimiz yüzyılda iklimimize zararın büyük kısmını veren gelişmiş ülkeler başı çekmek konusunda halen sorumluluk taşıyor” ve eklemişti: &#8220;Bu gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamaları ve düşük karbonlu bir büyüme izlemeleri için finansal ve teknik destek sağlamak bizim sorumluluğumuz.”</p>
<p>Yine de Kopenhag yaklaştıkça, ABD’nin müzakere pozisyonu sanki 200 yıllık salım fazlası hiç olmamış gibi davranıyor. ABD’nin baş iklim müzakerecisi Todd Stern, Çin ve Afrika’nın gelişmiş ülkelerin yıllık iklim finansmanı için 400 milyar ABD doları ödemesi önerisiyle “vahşi bir şekilde gerçekci değil” ve “gerçekle yakından uzaktan alakası yok” diyerek alay etti. Öte yandan, 22 milyar ABD doları öneren Avrupa Birliği’nden farklı olarak masaya alternatif rakamlar da koymadı. ABD’li müzakereciler, daha da ileriye giderek ülkelerin düzenli olarak taahhüt partileri düzenleyerek iklim borcuna para aktarabilecekleri bir sistem ile finansmanı bir görev olarak değilde küstahlık vesilesi olarak gördüğünü göstermiş oldular.</p>
<p>Ama iklim değişikliğinin yüksek bedelini ödemekten kaçınmanında kendi başına ağır bir bedeli var. ABD ordu ve istihbarat teşkilatları günümüzde küresel ısınmayı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılıyorlar. Deniz seviyeleri yükseldikçe ve kuraklıklar yayıldıkça, dünyanın en fakir ülkelerinde gıda ve su için rekabet sadece daha da artacak. General Anthony Zinni tarafından yönetilen Donanma Analizleri Merkezi’nin 2007 tarihli bir raporuna göre bu bölgeler “savaş tanrıları, ayaklanmalar ve istikrarsızlıklar için üreme sahaları olacak”. Açlık ve çatışmadan kaçan milyonlarca iklim mültecisini önlemek için, 2003’te Pentagon’un yayınladığı bir rapora göre ABD ve diğer zengin ülkeler toprakları etrafında güvenlik duvarları oluşturmalı.</p>
<p>Kendimizin yarattığı bir sorundan kaçmak için yüksek teknolojili güvenlik duvarları inşa etmenin ahlaki boyutunu bir kenara koyacak olursak, bu duvarlar ve doğal kaynakları tüketmek ucuza malolmayacak. Ve iklim borcumuzu ödemediğimiz takdirde, kendimizi büyük ihtimalle iklim öfkesiyle dolu bir dünyada bulabiliriz. Senatör John Kerry’nin yakın zamanda farkettiği gibi &#8220;Özellikle, ülkeleri salımlarımızın bedelini ödeyen ülkelerin diplomatlarının patlamaya hazır öfkelerini duymaya başladık. Size kendi tecrübemden bahsedebilirim: Bu durum gerçek ve yaygınlaşıyor. Bunun nasıl hastalıklı, tehlikeli ve kırılgan bir anti-Amerikancılığa dönüşeceğini görmek pek de zor değil. Ve bu da başlı başına bir tehlike. Unutmayın: İklim değişikliğinden en az sorumlu yerler – ki bunun etkileriyle başa çıkmak için de en az hazırlıklı olanlar yine bu yerler – en kötü etkilenenler arasında olacak.”</p>
<p>Bunlar kısaca iklim borcu kavramı tarafında olan argümanlar. Gelişmekte olan ülkeler, kuzeyli komşularından, bizim hükümetlerini devirme, ülkelerini işgal etme ve doğal kaynaklarını tarumar etme eğilimimizle beraber nefret etmek için yeterli sayıda sebebe sahipler. Öte yandan daha önce hiç bir zaman zengin ülkelerde yaşayan insanların olası bir iklim felaketini engellemek için küçük fedakarlıklar yapmaları politik olarak bu kadar yakıcı olmamıştı. Bangladeş’te, Bolivya’da, Kuzey Kutbu’nda, bizim iklim kirliliğimiz direk olarak insanların yaşam biçimlerinin yok olmasına sebep oluyor – ve biz bu gerçeğe rağmen bunları yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Sınırlarımız dışından iklim krizi Todd Stern’in hayal ettiği gibi Dünya’yı tehdit eden bir meteor veya uzaylı istilası gibi görünmüyor. Bunu yerine zenginin fakire karşı yürüttüğü uzun ve sessiz bir savaş görünümünde. Ve bu yüzden, Kopenhag’da ne olacağından bağımsız olarak, fakirler haklı tazminat taleplerini dillendirmeye devam edecekler. “Bu zengin dünyanın yarattığı zararın sorumluluğunu üstlenmesidir” diyor yakın zamanlarda konuya eğilen kurumlardan ActionAid ABD’nin politika analisti Ilana Solomon ve ekliyor: “Bu para iklim değişikliğinden etkilenen fakir topluluklara ait. Bu onların tazminatı.”</p>
<p><strong>Çeviren:</strong> <em>Ethemcan Turhan </em></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2009/11/iklim-ofkesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nedir bu Kopengah?</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2009/08/nedir-bu-kopengah/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2009/08/nedir-bu-kopengah/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 16:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ceviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=473</guid>
		<description><![CDATA[Nedir bu Kopenhag? Danimarka’nın başkentidir ama bunu zaten biliyordunuz. Yorumcular bu sene Aralık ayında Kopenhag’da gerçekleşecek olan (ve resmi olarak COP15 olarak bilinen) toplantıyı “insanoğlunun düzenlediği en önemli toplantı” olarak adlandırıyorlar. COP15, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (UNFCCC) resmi toplantısıdır ve dünya ikliminde “tehlikeli bir insan kaynaklı etkiyi” engellemek için seragazlarının salımlarının azaltılması amacıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nedir bu Kopenhag?</strong></p>
<p>Danimarka’nın başkentidir ama bunu zaten biliyordunuz.</p>
<p>Yorumcular bu sene Aralık ayında Kopenhag’da gerçekleşecek olan (ve resmi olarak COP15 olarak bilinen) toplantıyı “insanoğlunun düzenlediği en önemli toplantı” olarak adlandırıyorlar.</p>
<p>COP15, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (UNFCCC) resmi toplantısıdır ve dünya ikliminde “tehlikeli bir insan kaynaklı etkiyi” engellemek için seragazlarının salımlarının azaltılması amacıyla güçlü bir uluslararası bağlayıcı anlaşma üretmesi ümit edilmektedir.</p>
<p>Pratikte, çoğu ülke bunun, küresel sıcaklık artışının sanayi-öncesi dönemler referans alınarak 2oC ile sınırlanması anlamına geldiği konusunda hemfikir. 2 derecenin üstüne çıkıldığı takdirde, iklim sistemindeki korkutucu geri besleme mekanizmalarının işlemeye başlayarak, insanlığın ısınmayı sadece seragazı salımlarını azaltarak engelleyemeyeceği bir dönülmez noktaya gelmesinden korkuluyor. Hemen hemen tüm dünya ülkeleri bu süreçte UNFCCC’ye taraf oldular – ki bu güzel bir başlangıç.</p>
<p>UNFCCC’nin şimdiye kadar en büyük başarısı, 37 sanayileşmiş ülke ve Avrupa Birliği için seragazlarının azaltılmasını öngören bağlayıcı Kyoto Protokolü oldu. Bu hedefler 1990 yılı seviyelerine gore ortalama yüzde 5’lik bir azaltımın 2008-2012 döneminde gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır. 2012’den sonra ne olacağı ise bu sene Kopenhag’da COP15’de karar verilecek olan konudur.</p>
<p>Pek çok bilimadamı şu anda UNFCCC’nin ilk amacına ulaşılması için çok geç olduğu konusunda hemfikir. ABD Başkanı Obama’nın bilim danışmanı Profesör John Holdren’in 2006’da dediği gibi: &#8220;Tehlikeli iklim değişikliği seviyesini çoktan geçtik. Şimdiki hedefimiz iklim değişikliği felaketini engellemek.”</p>
<p>Maalesef bilim dünyasından artarak gelen kötü haberler, dünya liderlerinin işlerinin başına dönüp daha katı seragazı salım azaltımı çalışmasına başladıklarını göstermiyor. Aslında bunun oldukça uzağındayız; dünya çapındaki salımlar, iklim değişikliği konusundaki otorite, IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) en kötümser senaryo tahminlerinden bile hızlı artıyor. Bu esnada, Kopenhag’da elle tutulur bir anlaşmaya varmak konusunda 4 yıl önce Kyoto yürürlüğe girdiğinde olduğumuzdan daha yakın bile değiliz.</p>
<p>An itibariyle, herhangi bir zengin ülkenin COP15’teki en yüksek taahhütü bile – eğer tam anlamıyla uygulanırsa – 2oC’lik çıtayı aşmamamız için sadece %50’lik bir şans veriyor bize, ki Kopenhag’da böyle bir en iyi durum senaryosuna bile ulaşmamız pek olası görünmüyor.</p>
<p>Pek çok gözlemci Kopenhag’daki sonucun – ve belki de uygarlığın geleceğinin – nihai olarak ABD ve Çin tarafından aralarındaki uzlaşmaya gore şekilleneceği konusunda hemfikir. Ama gerçek şu ki, en güçlü ve zengin G8 üyesi ülkelerden en fakir, deniz seviyesinin altındaki küçük ada ülkelerine (AOSIS) dek her ülkenin müzakerelerde oynayacağı kritik bir rol var: Bilimin ihtiyaç duyduğu seviyelerden daha azı ile yetinmeyen kapsamlı bir küresel anlaşmaya varılması. Tüm insanlık bu felaketi durdurmak ve geri çevirmek için birlikte çalışmak üzerine bir ortak yol bulmalı veya öbür türlüsüne katlanmalı.</p>
<p>http://www.notstupid.org/sprint-explained adresinden kısaltılarak çevirildi.</p>
<p>20.08.2009 / Ethemcan Turhan</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2009/08/nedir-bu-kopengah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

