<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>.. :: İklim için Gençlik :: .. &#187; Kategorisiz</title>
	<atom:link href="http://www.iklimicingenclik.com/category/kategorisiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.iklimicingenclik.com</link>
	<description>Genclik, iklim icin buluşuyor!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Mar 2011 08:21:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Toparlanın, gitmiyoruz!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2011/03/toparlanin-gitmiyoruz/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2011/03/toparlanin-gitmiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 08:21:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Gündoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Uzun bir aradan sonra merhaba. Hayatın çeşitli kulvarlarında ilerleyen ve binbir zorlukla cebelleşen üyelere sahip İklim için Gençlik, çok yakında yenilenmiş enerjisi ile sahalara geri dönüyor. Fosil &#38; nükleer enerji lobilerinin, karbon tüccarlarının, basiretsiz politikarın yakasını öyle kolay bırakmayacağız. Hadi bakalım&#8230; Toparlanın, hiçbir yere gitmiyoruz! İklim için Gençlik Girişimi Scridb filter]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir aradan sonra merhaba. Hayatın çeşitli kulvarlarında ilerleyen ve binbir zorlukla cebelleşen üyelere sahip İklim için Gençlik, çok yakında yenilenmiş enerjisi ile sahalara geri dönüyor. Fosil &amp; nükleer enerji lobilerinin, karbon tüccarlarının, basiretsiz politikarın yakasını öyle kolay bırakmayacağız.</p>
<p>Hadi bakalım&#8230; Toparlanın, hiçbir yere gitmiyoruz!</p>
<p>İklim için Gençlik Girişimi</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2011/03/toparlanin-gitmiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerze&#8217;den ses var!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/12/gerzeden-ses-var/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/12/gerzeden-ses-var/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2010 14:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=604</guid>
		<description><![CDATA[27-28 Kasım 2010&#8242;da Sinop-Gerze&#8217;de gerçekleştirilen İklim Adaleti Buluşması, Türkiye&#8217;de bu alanda yeni bir mücadele platformu açtı. Seslerine sesimizi katalım! Buluşmanın sonuç bildirisini aşağıda bulabilirsiniz. İklim değişikliği dünyadaki tüm canlılarının en önemli sorunu olarak önümüzde duruyor. Mevcut iklim kaosu, kökleşiyor. İklim değişikliğinin neden olduğu kuraklıklar, kasırgaların yol açtığı korkunç seller, su kirliliği, erozyon ve toprak aşınmaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>27-28 Kasım 2010&#8242;da Sinop-Gerze&#8217;de gerçekleştirilen İklim Adaleti Buluşması, Türkiye&#8217;de bu alanda yeni bir mücadele platformu açtı. Seslerine sesimizi katalım! Buluşmanın sonuç bildirisini aşağıda bulabilirsiniz.</p>
<p>İklim değişikliği dünyadaki tüm canlılarının en önemli sorunu olarak  önümüzde duruyor. Mevcut iklim kaosu, kökleşiyor. İklim değişikliğinin  neden olduğu kuraklıklar, kasırgaların yol açtığı  korkunç seller, su  kirliliği, erozyon ve toprak aşınmaları ve neoliberal  saldırının  yarattığı çevre felaketlerinin yıkıcı etkileri binlerce  insanı yerinden  ediyor. Uluslararası Göç Organizasyonu, iklimden dolayı  yerinden  edilmiş insanların sayısının 200 milyona ulaştığını belirtiyor.</p>
<div id="attachment_605" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/12/camp.jpg"><img class="size-medium wp-image-605" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/12/camp-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">5 Kasım 2010 günü Cancun&#039;da iklim adaletsizliğine karşı yerel üreticilerin örgütü La Via Campesina eylemdeydi</p></div>
<p><strong> </strong><a href="http://www.ekolojistler.org/iklim-adaleti-icin-gerze-bildirgesi-27-28-kasim-2010-the-gerze-declaration-for-climate-ju.html" target="_blank"> </a></p>
<p>İklim değişikliği, insanların karnını doyuran, sırtını giydiren  çiftçilerin yaşamlarını umutsuz kılıyor, onları şehirlere göç etmeye  zorluyor.</p>
<p>Gelişmiş ülkeler, sanayileri, gıda üretim ve dağıtım  sistemleri ile neden oldukları sera gazı emisyonlarını azaltmamak için  her türlü oyuna başvuruyor. Gelişmiş ülkelerin küresel şirketleri,  kirletiyor, yanlış çözümler üretiyor ve her şeyin sonucunda kârlarına  kâr katıyor. Bu nedenle iklim müzakereleri, gelişmiş ülkelerin piyasa  kapışma alanına dönüyor.</p>
<p>BM iklim değişikliği 16. Konferansı  (16.COP) görüşmesinin yapıldığı  Meksika Cancun’da binlerce insan  dünyanın geleceği için sokakları dolduruyor. Bu zirveye Türkiye Hükümeti  de katılıyor. Bizler, Gerze’den iklim adaleti isteyen kurumlarla  birlikte Cancun sokakları’na sesleniyoruz.</p>
<p>Kyoto Protokolü’nü  imzalayan Türkiye’nin kömüre dayalı enerji sistemlerinden, termik  santrallerden vazgeçmesi beklenirken, Türkiye önümüzdeki yıllarda  100’den fazla termik santral yapılması için kolları sıvadı. 2000’e yakın  Hidro Elektrik Santral (HES) inşaatı için düğmeye bastı. Ülke  yüzölçümünün yüzde 54’üne yakın bir alanında maden aranması için  şirketlere ruhsat verdi.</p>
<p>Ancak, Türkiye’de bizler enerjinin  ekolojik, demokratik şekilde planlanması yoluyla enerji sorununun  aşılabileceğini düşünüyoruz. Buradan hareketle Türkiye’nin en önemli  halk hareketlerinden biri olan Gerze Termik Santral karşıtı mücadelenin  ev sahipliğinde,27–28 Kasım 2010 ‘da Yeşil Gerze Platformu, Bartın  Platformu, Yalova Çevre Platformu ve Erzin Çevre Platformu’nun  çağrısıyla, Ekoloji Kolektifi, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Gerze  Belediyesi, GDO’ ya Hayır Platformu, Biga Çevre Platformu, TMMOB Ankara  İKK, Çevre Mühendisleri Odası, Ekolojik Yaşam Derneği, Doğa ve Çevreyi  Koruma Derneği, Saklıkent Koruma Platformu, Bolkarları Koruma Platformu,  Hasangazi Köy Meclisi Derneği, Porsuk Köy Meclisi Derneği, Maden Köyü  Çevre Platformu, Tüketici Dernekleri Federasyonu, Kimya Mühendisleri  Odası, Amasra Belediyesi, Bartın Belediyesi, Zonguldak/Musul Çevre  Platformu, Erzin Gönüllüleri Derneği, Çetko, Çevre Hukuku Derneği, Sinop  Platformu, Sinop Çevre Dostları Derneği, Ayancık Çevre Platformu,  Karadeniz İsyandadır, Munzur Koruma Derneği’nin desteğinde Gerze’de  toplandık. İki gün boyunca tartıştık. Tartışmalarımızın sonucunda  taleplerimizi belirledik.</p>
<p>Taleplerimiz:</p>
<p>•Hükümetler,  ormanları korumalı. Çölleşmiş orman arazilerini yeniden ağaçlandırmalı.  Bunu, köylülerin toprak ve kendi mülkiyetleri üzerindeki özerkliklerini,  haklarını veya kontrollerini sınırlamadan yapmalı.</p>
<p>•Şirketlerin  monokültür ekim yapmalarına izin verilmemeli. Yerel halkların ve  köylülerin mülki ve kültürel hakları tüm iklim anlaşmalarında açıkça  tanınmalı.</p>
<p>•Kuraklığa, küresel ısınmaya ve toprağın tuzlanmasına  karşı dayanıklılığı arttırdığı savıyla önerilen organik gübre (biochar)  ve genetiği değiştirilmiş organizmalar gibi doğayla bağdaşmayan öneriler  kabul edilmemeli.</p>
<p>•Küresel şirketlerin daha çok kâr elde etmek adına insanlığın ve yeryüzünün geleceği ile oynamalarına izin verilmemeli.</p>
<p>•Dünya  Bankası’nın içinde yer aldığı, iklim değişikliğini kontrol etmek için  kullanılan fonlar ve ilgili politikalar reddedilmelidir. Piyasa temelli  iklim koruma mekanizmaları yerine, halkların ve doğanın çıkarlarını  koruyan adil, paylaşımcı, eşitlikçi ve dayanışmayı esas alan politikalar  üzerinde durulmalıdır.</p>
<p>•Küresel emisyonu %75’e kadar  azaltabilecek “biyoçeşitliliği arttırdığı bilimsel olarak kabul gören  köylü üretiminin desteklenmesi; toprağın organik materyallerinin  iyileştirilmesi, endüstriyel et üretimi yerine doğa ile barışık et  üretimine geçilmesi, yerel piyasaların genişletilmesi, çölleşmenin  durdurulması, entegre orman yönetiminin uygulanması gibi önermeler  dikkate alınmalı.</p>
<p>•Köylü tarımı yeryüzünün karbon dengesine  olumlu bir şekilde katkıda bulunur, küreyi soğutur. Ayrıca kadın ve  erkek, 2.8 milyar insana iş sağlar. Açlık, sağlıksız beslenme ve günümüz  gıda krizi ile başa çıkmada en iyi yol köylü üretimidir.</p>
<p>•İnşaat,  çimento, katı atık gibi yoğun enerji tüketimine yol açan sanayilerin  güney ülkelerine kaydırılmasına karşı ortak mücadele edilmelidir.</p>
<p>•Kentlerde  yaşanan her yeni yapılaşma girişimi kırsal alanın tahribini, daha çok  enerji ve daha çok kirletici sanayi talebini doğurur. Bu nedenle,  konutun bir yatırım aracı olarak kullanıldığı kentleşme biçimi terk  edilmeli, yoksulların evlerine göz koyan dönüşüm politikalarından  vazgeçilerek, adil, insanca yaşanabilir yaşam çevreleri  oluşturulmalıdır.<br />
•Konut açığı yaşanan yerlerde, çalışma alanlarıyla  ilişkileri kurularak ucuz kiralık sosyal konut alanları oluşturulmalı;  konut açığı bulunmayan yerlerde konut üretimi derhal durdurularak  Toki&#8217;nin ve özel sektörün elinde bulunan konut stoğu fazlası düşük kira  bedelleriyle halka sunulmalıdır.</p>
<p>•Tüketim alışkanlıklarını  değiştiren, kentleri kırlardan koparan, alış veriş merkezli yaşam  alışkanlıklarının değiştirilmesi için, kent ve kırın uyumunu esas alan  enerjide planlama yaklaşımları ön plana alınmalıdır.</p>
<p>•Fosil  yakıta dayalı enerji üretim sistemleri ile, tarımsal ürünlerin yakıt  haline getirilmesine karşı enerjide köklü dönüşümü esas alan bir  uluslararası sözleşme anlayışı için çaba sarf edilmelidir.</p>
<p>•Bölgesel  üretim ve tüketim politikaları geliştirilerek, uzun yol kat edecek  taşımacılık talepleri azaltılmalı, yolcu ve yük taşımacılığında petrole  dayalı sistemler yerine raylı sistemler ve deniz yollarının kullanılması  sağlanmalıdır,</p>
<p>•İklim değişikliğine yol açan, tarım, gıda,  enerjinin kar için üretilmesine dayalı endüstriyel tarzlar yerine,  doğanın ve toplumun yaşamını dikkate alan enerji, tarım, gıda sistemleri  desteklenmelidir.</p>
<p>•Toprak hakkı ve mülklerin iadesi, gıda  egemenliği, suyun bir canlı olarak hakkını savunma ve koruma ve  tohumları kullanma, saklama, satma ve değiştirme hakkı, yerel pazarların  artırılması ve teşviki vazgeçilmez koşullardır. Ancak böylece biyolojik  çeşitliliği korumaya ve iklim adaletini sağlamaya dönük üretim tarzları  dünyayı beslemeye ve yeryüzünü soğutmaya devam edebilir.</p>
<p>•Enerji  santrallerinin faaliyete geçememesi durumunda, bu işletmelerin sahibi  şirketlere, tahkim anlaşmaları nedeniyle yoksul ülkeler milyarlarca  dolar tazminat ödemek zorunda kalmaktadır. Bu uygulamalar mahkemeleri  işlevsiz kılmakta, tüm güney ülkelerinin başında demokles’in kılıcı gibi  sallanmaktadır. Bu nedenle tahkim anlaşmalarına bir son verilmelidir</p>
<p>•Suyun,  havanın, toprağın korunmasını canlıların en temel yaşam hakkı olduğunu  kabul ediyoruz. Bu hakların Anayasaların temel hak ve özgürlükler  kısmında koruma altına alınması amacıyla gerekli yerel, ulusal ve  enternasyonel çaba ve çalışmalar için mücadele edilmesi gerektiğini  vurguluyoruz.</p>
<p>•Tüm canlıların yaşadığı dünyayı tehdit eden,  sadece şirketlere kâr sağlayan, enerji maskeli HES’ler ve termik  santraller ile yerüstü, yeraltı zenginliklerini talan eden ve doğayı  dönüşü olmayacak biçimde kirleten maden aramaları durdurulmalıdır. Bu  süreci hızlandıran yasaların, uluslararası sözleşmelerin geri çekilmesi  gerektiğinin altını çiziyoruz.</p>
<p><em><strong>İKLİM ADALETİ KOORDİNASYONU </strong></em></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/12/gerzeden-ses-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Umuda Yolculuk</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/umuda-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/umuda-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 18:59:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=601</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Eriyen buzullar. Kesildiğinde büyük bir gürültüyle devrilen ağaçlar. Mutsuz kutup ayıları ve pandalar.&#8221; demiştik Alt Tarafı Dünya&#8217;nın Sonu adlı yayınımızda. Bunlar bize kıyamet senaryoları olarak sunuluyor, öyle ki ikliminin ayarı bozulmuş post-politik dünyada yeni bir sistem arayışı olmasın diye mühendislik fix&#8217;leri ve cin fikirli çözümlerle (atmosferin dışına aynalar koyanları mı sayalım, Adana&#8217;nın gökyüzünden zeplinle şehri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;<em>Eriyen buzullar. Kesildiğinde büyük bir gürültüyle devrilen ağaçlar. Mutsuz kutup ayıları ve pandalar</em>.&#8221; demiştik Alt Tarafı Dünya&#8217;nın Sonu adlı yayınımızda. Bunlar bize kıyamet senaryoları olarak sunuluyor, öyle ki ikliminin ayarı bozulmuş post-politik dünyada yeni bir sistem arayışı olmasın diye mühendislik fix&#8217;leri ve cin fikirli çözümlerle (atmosferin dışına <a href="http://www.denizce.com/kureselsogutma.asp">aynalar koyanları</a> mı sayalım, Adana&#8217;nın <a href="http://www.guncel.net/gundem/turkiye/2008/09/03/aytac-durak-tan-muthis-proje.htm">gökyüzünden zeplinle şehri soğutmayı planlayanları</a> mı) gözlerimiz bağlanıyor. Biz başka bir yol olduğunun farkındayız. Bu yüzden de umut ediyoruz. David Harvey&#8217;nin dediği gibi &#8220;<a href="http://spacesofhope.blogspot.com/">umudun mekanları</a>&#8220;nı çoğaltmakta fayda var. Aşağıda Güneş&#8217;in buna dair bir yazısını okuyacaksınız. Umutlanmanız dileğiyle.</p>
<p><strong>Umuda Yolculuk</strong></p>
<p>Bugün dünyamızdaki iklim değişikliğine duyduğumuz her bir karamsarlık umutlarımıza atılan bir taş gibi..Evet bazılarımız iklim değişikliğine duyarlıyız ama gerçeklerin bizi yönelteceği iki yol var. Karamsarlık ya da umut. Karamsarlığa dalıp, eli eteği çekmek çok kola<a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/11/Picture-2.png"><img class="alignright size-medium wp-image-602" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/11/Picture-2-300x191.png" alt="" width="300" height="191" /></a>y. Bu yüzden umutlarımızı her an yanımızda taşımalıyız. Onlar karanlıkta yürümemizi sağlayacak tek ışık kaynağımız. İklim değişikliği dünyanın birçok bölgesinde doğanın dengesini değiştirdi, uyumunu bozdu. Ancak elimizdeki umut haritasına baktığımızda acaba yine karamsarlığı mı seçeriz?</p>
<p>Dünya, felaketlere gebe olduğu gibi, umutlara da gebe..Bunları maddeler halinde sunduğumuzda, dünya haritasında işaretlediğimizde azımsanacak miktarda  olmadığını görürüz. İşte umudun maddeleri;</p>
<ul>
<li>Bangladeş’te bir profesör, sadece yoksullara borç veren bir banka kurdu ve 30 yıl içinde 150 milyon insanın yaşamı değişti.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bugün ilkokul çağındaki her 5 çocuktan 4’ü okula gidiyor (fakat 1/5&#8242;lik kesimin belirli bölgelerde birikmesi tesadüf değil muhakkak).</li>
</ul>
<ul>
<li>Antarktika 49 ülkenin imzaladığı bir anlaşmayla tüm ülkelerin paylaştığı ortak bir hazine haline geldi. Üzerinde kimsenin hak iddia edemeyeceği ve bilime ve barışa adanmış bir kıta durumunda.</li>
</ul>
<ul>
<li>Doğal yaşam parkları yeryüzünün %13 ünü kapsıyor. Yeterli değil belki ama 10 yıl öncesinin iki katı büyüklüğüne ulaştı.</li>
</ul>
<ul>
<li>Güney Kore’deki ormanlar savaş nedeniyle tahrip olmuştu, ancak hazırladıkları milli ağaç programlarıyla ormanların %65’ini hayata döndürdüler. Kullandıkları kâğıtların %75’i ise geri dönüşümlü.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kosta Rika’nın 1948&#8242;den beri bir ordusu yok. Askeri harcamalar yerine kaynaklarını eğitime, eko-turizme ve ormanlara harcıyorlar.</li>
</ul>
<ul>
<li>Gabon her 1 hektarlık alanda yalnızca 3 ağaç kesimi yapıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sahip olduğumuz tarım alanları dünyadaki 7 milyarlık nüfusa yetecek miktarda ve et üretimini azaltarak bunu sağlamak mümkün.</li>
</ul>
<ul>
<li>Balıkçıların bir kısmı (özellikle sanayi tipi devasa gemiler yerine yerel geleneksel tekniklerle avlananlar) avlanmalarını bilinçli yapıyor ve balık popülasyonu konusunda hassas davranıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kendi enerjisini üreten evler mevcut ve bu sistemlerin kurulması sanıldığı kadar pahalı değil.</li>
</ul>
<ul>
<li>1 yılda harcadığımız enerjiyi güneş 1 saatte üretiyor. Dünya var oldukça Güneş enerjisi de tükenmeyecek. Tek yapmamız gereken yeryüzüne sondaj yapmayı bırakıp gökyüzüne bakmaya başlamak.</li>
</ul>
<ul>
<li>Elektrik üretmek için dalgaların enerjisini absorbe ederek, denizde yüzen bir deniz yılanı şeklinde teknolojilerin kurulduğunu biliyoruz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Danimarka kıyılarında ülkedeki elektriğin %20&#8242;sini üreten rüzgâr çiftlikleri bulunmakta.</li>
</ul>
<ul>
<li>Amerika, Çin, Hindistan, Almanya ve İspanya yenilebilinir enerjinin en büyük yatırımcıları. 2.5 milyondan fazla kişiye iş sahası yarattılar bile.</li>
</ul>
<ul>
<li>İzlanda&#8217;da bir elektrik santralinin Dünya&#8217;nın ısısıyla yani jeotermal enerji ile çalıştığını biliyoruz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Dünyanın sahip olduğu ormanların yarısı hala ayakta, binlerce nehir, göl, buzul, canlı türü de hala var ve hepimizin geleceği bizim ellerimizde</li>
</ul>
<p>Bunlar iklim değişikliğini yavaşlata dursun bizim daha büyük bir projeye umutla bakarak yoğunlaşmamız gerekmektedir. Yukarıda saydıklarımız yaşanması gereken değişimin bir başlangıcı olarak düşünülebilir. Ama umuttan kastımız asla şükürcülük değildir. Umutla bakmamız gereken asıl şey ekolojik bir bilincin, toplumsal bir dönüşümün var olabileceği üzerine olmalıdır. Bu sistemin çizdiği sınırlar içerisinde ne kadar ekolojik bir harekette bulunsak da ekonominin kurallarıyla çalışan bir sistemde ekolojinin ömrü kısa olacaktır.</p>
<p>Eğer ekolojik bir proje, teknoloji ve en nihayetinde de ekolojik bir yaşamdan bahsediliyorsa bunun bu sistem dahilinde olamayacağı kesindir. Yeni oluşturulacak sistemin de bu sistemin alışkanlıklarından, mekânlarından, kültüründen çok farklı olacağı açıktır. Bu durumda her birey öncelikle hayatı kavrayış biçimini, hayattan beklentilerini, doğayı, toplumsal ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorundadır. Ancak o zaman geçmişimizden ders çıkarıp, bugün yapacaklarımızla geleceğe eşit ve özgürce uzanabiliriz. Geçmişimiz insanlığın hataları ve keşifleriyle dolu. Gelecek ise bizim şekillendireceğimiz uçsuz bucaksız bir kumsal. Şimdi yapmamız gereken ise mevcut sistemin önümüze koyduğu karamsarlığı bırakıp, varlığımızı dünyada doğru bir yere oturtmak ve içinde bulunduğumuz yaşamsal döngüye katkı sağlayacak devrimlere öncü olmaktır.</p>
<p>Güneş Uyanıker</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/umuda-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İklim adaleti çağırıcıları, ekolojik mücadelelerin birliği için Gerze&#8217;de buluşuyor!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/iklim-adaleti-cagiricilari-ekolojik-mucadelelerin-birligi-icin-gerzede-bulusuyor/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/iklim-adaleti-cagiricilari-ekolojik-mucadelelerin-birligi-icin-gerzede-bulusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Nov 2010 18:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=595</guid>
		<description><![CDATA[İklim Adaleti İçin 27-28 Kasım’da Sinop-Gerze’de Buluşmaya Çağırıyoruz İklim değişikliği tüm dünya canlılarının en önemli sorunu olarak önümüzde duruyor. 2012 yılı sonrasında iklim değişikliği konusunda devletlerin ve şirketlerin alacağı tavırla ilgili BM İklim Değişikliği zirveleri hızlı bir biçimde karar üretmeye çalışıyor. BM İklim Değişikliği 16. Konferansı (16. COP) görüşmesi de bu bağlamda Meksika Cancun’da gerçekleştirilecek. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><strong>İklim Adaleti İçin 27-28 Kasım’da Sinop-Gerze’de Buluşmaya Çağırıyoruz</strong><br />
<a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/11/cj.jpg"><img class="size-medium wp-image-596 aligncenter" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/11/cj-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p>İklim  değişikliği tüm dünya canlılarının en önemli sorunu olarak önümüzde  duruyor. 2012 yılı sonrasında iklim değişikliği konusunda devletlerin ve  şirketlerin alacağı tavırla ilgili BM İklim Değişikliği zirveleri hızlı  bir biçimde karar üretmeye çalışıyor. BM İklim Değişikliği 16.  Konferansı (16. COP) görüşmesi de bu bağlamda Meksika Cancun’da  gerçekleştirilecek. Bu zirveye Türkiye Hükümeti de katılacak. Kyoto  Protokolü’nün imzalanması sonrasında Türkiye’nin kömüre dayalı enerji  sistemlerinden, bu bağlamda da termik santrallerden vazgeçmesi  beklenirken, Türkiye önümüzdeki yıllarda 100’den fazla termik santral  yapılması için kolları sıvadı. Ancak, Türkiye’de bizler enerjin  ekolojik, demokratik planlanması yoluyla enerji sorunun aşılabileceğini  düşünüyoruz.</p>
<p>İklim değişikliğine yol açan plansız enerji  sistemi yerine, toplum ve doğa ile uyumlu bir yaşam için yıllardır  termik santraller başta olmak üzere kirli enerji sistemlerine karşı  mücadele ediyoruz.  Bu nedenle de iklim değişikliği konusunda aktif bir  tutum içinde olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin ve  Dünyanın geleceğini yakından ilgilendiren bu dönemeçte Türkiye’de  bizler, ekolojik geleceğimizi ön plana alarak Türkiye’nin enerji  konusundaki politikalarını belirlemek ve uluslararası buluşmalara  taşımak için bir araya geliyoruz.</p>
<p>Bu nedenle Gerze’de ekolojik  bir yaşamdan yana tavır koyan tüm demokratik kitle örgütleri ile bir  araya geliyoruz. Canlılığı yok eden, suyu, toprağı, havayı yok eden  enerjiye karşı birleşiyoruz. Önümüze şu soruları koyuyoruz, kimin için,  nasıl ve ne kadar bir enerji? Sürekli bir enerji  açığı baskısı altında bu enerji açığının kimin enerji açığı olduğunu  soruyoruz? Bu enerji açığı, binlerce kuşun, toprağın ve milyonlarca  yoksulun mu? Yoksa büyük sanayi ve enerji tekellerinin açığı mı? Havayı  kirleterek büyümenin bedellerini görmek zorundayız. Bu bedellerin doğaya  ve emeğimize ödetilmesine karşı bir araya geliyoruz.</p>
<p>22 Nisan  2010 tarihinde Bolivya’da bir araya gelen dünya halkları da, iklim  değişikliği konusunun devletlerin ve şirketlerin müzakere süreçlerine  bırakılamayacak kadar önemli bir noktaya geldiğinin altını çizdi.  Bizlerde bu noktadan hareketle, uluslararası bir hukuk sisteminin  yaratılması için yukarda sorduğumuz sorulara yanıt arayacağız ve enerji,  tarım, sanayi, kentleşme geleceğimizi tartışacağız.</p>
<p>Termik  santrallerin dünya iklimine verdiği zararı görerek, tüm dünyada bu  sürecin bileşeni olacak kişi ve kurumlarla  gücümüzü birleştirmek için yola çıkıyoruz. 29 Kasım-10 Aralık 2010  tarihleri arasında Cancun’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim  Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 16. Taraflar Konferansı (COP16)  için devletler bir araya geliyor. Kopenhag’da gerçekleşen COP 15  buluşmasında hükümetlerin mevcut iklim kaosunun kökleşmiş sebepleri ile  başa çıkacak kapasitelerinin olmadığını gösterdi. İklim değişikliğinin  sorumlusu hükümetlere ve şirketlere mahkûm olmadığımızı göstermek için  birlikte eylem ve mücadele örgütlemeliyiz. Tam da bu nedenle Gerze  buluşması toplantılardan çıkacak sonuçları da Cancun ve sonrasındaki  uluslararası zirveler de dünya halkları ile birlikte örgütlemeyi  düşünüyoruz. Biliyoruz ki iklim adaleti sorunu sadece bizim sorunumuz  değildir. Milyarlarca insanın kaderini etkileyen bir sorundur. Kirli ve  atık üretme üzerinden biçimlenen bu enerji  sistemleri dışında Türkiye’nin enerjisini ekolojik bir biçimde  planlayarak yeni bir gelecek kurgulamasının adımlarını atmak istiyoruz.</p>
<p>Hes,  Termik, Res, Nükleer santral projelerine indirgenmiş bir biçimde  enerjinin plansız ve şirketler denetiminde kullanımını aşacak bir eksene  ihtiyacımız var. Üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı gözden  geçirmeliyiz. Aşırı tüketim ve doğayı yok eden üretim biçimlerine, bu  bağlamda da termik santrallere bu nedenle karşıyız. Toprağı, denizi,  suyu, ekmeğimizi soluksuz bırakan bir üretim sistemini kabul etmiyoruz.</p>
<p>Gerze  başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok bölgesinde Amasra’da, Yalova’da,  Zonguldak’ta, Çanakkale’de, Bursa’da, Balıkesir’de, Afşin’de, Silopi’de,  Erzin’de, Sugözün’de milyonlarca insanın benzer bir kaderi paylaştığını  biliyoruz. Bizler, insanlığın ve doğanın geleceğini düşünerek, tabandan  gelen bir demokrasi anlayışı içinde, enerjinin demokratik planlaması  yoluyla, tüketim ve üretim alışkanlıklarımızı değiştirerek Türkiye’nin  yaşanılabilir bir yer haline gelmesini sağlayabiliriz. Bu süreç içinde  bulunan tüm kurum, kuruluş ve kişilerle birlikte yaratacağımız ortak  talepler manzumesi ve Cancun’a göndereceğimiz sonuç için 27-28 Kasım  tarihlerinde tüm duyarlı toplum kesimlerini Gerze’de buluşmaya davet  ediyoruz.</p>
<p>28 Kasım tarihinde de suları, toprağı, havayı  metalaştıran, doğal sitleri yok edecek olan, Türkiye’nin kültür ve doğa  varlıklarını piyasalaştıran, biyolojik çeşitliliği şirketlerin  denetimine bırakan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanununa  karşı kitlesel bir basın açıklaması ve yürüyüş gerçekleştirilecektir.</p>
<p>İKLİM ADALETİ KOORDİNASYONU<br />
Adına</p>
<p>Çağrıcılar: Yeşil Gerze Çevre Platformu, Bartın  Platformu, Yalova Çevre Platformu, Erzin Çevre Platformu</p>
<p>Destekleyenler:  Ekoloji Kolektifi, Çanakkale Biga Çevre Platformu, TMMOB Ankara İKK,  Çevre Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Ekolojik Yaşam  Derneği, Doğader-Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği, Saklıkent Koruma  Platformu, Bolkarları Koruma Platformu, Hasangazi Köy Meclisi Derneği,  Porsuk Köy Meclisi Derneği, Maden Köyü Çevre Platformu, Gerze  Belediyesi, Tüketici Dernekleri Federasyonu, Çiftçi Sendikaları  Konfederasyonu, GDO’ya Hayır Platformu, Kimya Mühendisleri Odası, Amasra  Beledeyesi, Bartın  Belediyesi, Zonguldak/Musul Çevre Platformu, Erzin  Gönüllüleri Derneği, Çetko</p>
<p>İklim Adaleti İçin Buluşma</p>
<p>27 Kasım 2010</p>
<p>10.00-13.00</p>
<p>Panel: İklim Mücadelesi ve Termik Santraller</p>
<p>Oturum Başkanı: Şengül Şahin- Yeşil Gerze Çevre  Platformu</p>
<p>Dünyada İklim Adaleti Hareketi ve Ekolojik Enerji için Toplumsal Örgütlenme- Fevzi Özlüer, Ekoloji Kolektifi Üyesi</p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de Enerji Politikaları- Kamil Kartal, Enerji-Sen Genel Başkanı</p>
<p>İklim Adaleti, Tarımsal Sistemler ve Termik Santraller, Ahmet Atalık, Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı</p>
<p>İklim Krizi Kimi Etkiliyor, Tüketim Alışkanlıklarımız ve Enerji, Ali Çetin, Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı</p>
<p>Enerji Politikalarına Karşı Gelişen Toplumsal Muhalefet- Samut Karabulut, Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı</p>
<p>Enerji, kimin için? Caner Gökbayrak, DOĞADER</p>
<p>13.00 &#8211; 13.30 Soru Cevap</p>
<p>13.30 – 14.30 Yemek Arası</p>
<p>14.30- 18.30<br />
Atölyeler:</p>
<p>1)  Ekoloji Mücadelesi Medyada Nasıl Etkin  Olmalı</p>
<p>Atölye Yürütücüsü: Arca Atay</p>
<p>2) Hukuk Mücadelesini Nasıl Yürütmeliyiz, Temel Kavramlar<br />
Planlama, Çevresel Etki Değerlendirme, Doğal ve Kültürel Varlıklar</p>
<div>
Atölye Yürütücüsü: Emre Baturay Altınok</p>
<p>3) Ekoloji,  İklim Adaleti ve Termik Santraller</p>
<p>Atölye Yürütücüsü: Stefo Benlisoy</p>
<p>Atölyelere   katılım 30’a kişi ile sınırlı olduğu için kayıt yaptırmak gereklidir.  Atölyeler eş zamanlı yapılacaktır, bu nedenle bir atölyeye kayıt  yaptırılması gerekir.</p>
<p>28 Kasım 2010</p>
<p>10.00 – 13.00</p>
<p>Forum:</p>
<p>Ekoloji Mücadelesinin Örgütlenmesi: Birlikte, Nasıl, Ne İçin?</p>
<p>Forum yürütücüsü: Abdullah Aysu, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı</p>
<p>Tartışmacılar:</p>
<p>Yeşil Gerze Çevre Platformu,<br />
Bartın Platformu,<br />
Yalova Çevre Platformu,<br />
Erzin Çevre Platformu<br />
Gemlik Termik Santrallere Hayır Platformu<br />
Bursa’da Termik Santrallere Karşı Mücadele<br />
Çanakkale’de Termik Santrallere Karşı Mücadele<br />
Zonguldak’ta Termik Santrallere Karşı Mücadele</p>
<p>13.00 – 14.00 Yemek Arası</p>
<p>14.00<br />
Sonuç Bildirgesi</p>
<p>15.00<br />
Kitlesel Basın Açıklaması ve  Yürüyüş</p>
<p>İklim Adaleti İçin Tabiatı Koruma ve Biyolojik Çeşitlilik Kanunu Geri Çekilsin!</p>
<p>İletişim ve Kayıt İçin:<br />
Ersen Kıvılcım<br />
<a rel="nofollow" href="http://tr.mc448.mail.yahoo.com/mc/compose?to=ersklink@hotmail.com" target="_blank">ersklink@hotmail.com</a><br />
Tel: 532 727 34 85</div>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/iklim-adaleti-cagiricilari-ekolojik-mucadelelerin-birligi-icin-gerzede-bulusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz bu ayakları yemiyoruz: Doğa korumaya doğa koruma yasasıyla darbe!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/biz-bu-ayaklari-yemiyoruz-doga-korumaya-doga-koruma-yasasiyla-darbe/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/biz-bu-ayaklari-yemiyoruz-doga-korumaya-doga-koruma-yasasiyla-darbe/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 13:11:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=591</guid>
		<description><![CDATA[DOĞA KORUMAYA DOĞA KORUMA YASASIYLA DARBE Türkiye’nin doğası yeni bir kanun taslağının kıskacı altında. “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” adı altında hazırlanan yasa taslağı, Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak TBMM Gündemine alındı. Yasa taslağı bu haliyle onaylanırsa, ülkemizin doğası için geri dönüşü olmayacak tahribatların önü açılmış olacak. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; 2003 yılında sivil toplum kuruluşlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DOĞA KORUMAYA DOĞA KORUMA YASASIYLA DARBE</strong></p>
<p><a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/11/satilikderemizyok.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-592" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/11/satilikderemizyok-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p><strong>Türkiye’nin doğası yeni bir kanun taslağının kıskacı altında. “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” adı altında hazırlanan yasa taslağı, Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak TBMM Gündemine alındı. Yasa taslağı bu haliyle onaylanırsa, ülkemizin doğası için geri dönüşü olmayacak tahribatların önü açılmış olacak. </strong></p>
<p>Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; 2003 yılında sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla hazırlık süreci başlatılan ancak günümüzde temel prensipleri ve içeriği tümüyle değiştirilip, STK’ları süreçten dışlayarak son haline getirilen “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Taslağı”na karşı görüş oluşturmak ve mücadele etmek üzere kuruldu. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; söz konusu yasanın ilk biçimlenmesinde aktif rol oynamış kurumların yanı sıra, ülkemizin doğasını, temel bilimsel koruma yaklaşımını, uygulama süreçlerini ve yaptırımları olumsuz yönde etkileyeceğini öngören 60 sivil toplum kurumundan oluşuyor.</p>
<p>Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Taslağı onaylanırsa;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1. Ülkemizde dünyada kabul gören prensipler doğrultusunda doğayı koruyan bir yasal yapı olmayacak:</strong> Uluslararası ve ulusal mevzuatta son 20 yıldır biyolojik çeşitliliğin korunması hedefiyle oluşturulmuş <span style="text-decoration: underline">“sürdürülebilirlik”, “koruma kullanma dengesi”, “üstün kamu yararı” ve benzeri kavramlar, söz konusu yasada yetersiz ve muğlâk tanımlanmıştır</span>. Bir yasanın temel yaklaşımını ortaya koyan bu kavramlar; gerçekte biyolojik çeşitliliğin korunması yerine, doğayı tahrip edebilecek yatırımlar da dâhil <span style="text-decoration: underline">her türlü kullanımın önünü açmaya hizmet edecek yönde</span> şekillendirilmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Ülkemizde 1000’in üzerindeki “Doğal Sit” statüsü kaldırılarak, tahribin önü açılacak: </strong>Doğal sitler bugün Türkiye’de hala bakir kalmış kıyılara sahip olabilmemizin nedenidir. Bunun yanı sıra HES’ler başta olmak üzere doğal sit alanlarında gerçekleştirilen ve doğaya zarar veren birçok müdahale, koruma kurulları ve mahkemelerce engellenebilmektedir. Bakanlar Kurulu’nda onaylanan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı”nın Meclis tarafından onaylanmasıyla birlikte doğal sit statüleri ortadan kaldırılacak ve hâlihazırda bağımsız bir yapıya sahip olan Koruma Kurulları’nın doğal sitlerle ilgili herhangi bir yetkisi kalmayacaktır. Bu düzenlemeyle birlikte ülkemizdeki 1234 Doğal Sit Alanı’nın kaderi ağırlıklı olarak kamu kurumu yetkililerinden oluşan yeni bir kurula terk edilecektir. <span style="text-decoration: underline">Bu statünün bilimsel ve hukuki hazırlık yapılmaksızın başka bir kanun altında yeniden tanımlanarak farklı bir koruma statüsü haline dönüştürülmesi doğru değildir</span>. Hukuk uzmanlarının ve tarafların ortak çalışması olmadan bir dönüştürme girişimi ancak var olan hukuksal kazanımları ortadan kaldırma, koruma kurulu gibi yerel bir mekanizmayı tasfiye etme ve doğayı tahrip edecek yatırımların ve kaçak yapılaşma girişimlerinin hayata geçirilmesini kolaylaştırma anlamı taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında, geçtiğimiz hafta İkizdere Vadisi’nin Doğal Sit Alanı ilan edilmesinin üzerinden daha birkaç gün geçmişken, bu kanun taslağının ışık hızıyla Meclis gündemine getirilmesi oldukça manidardır.</p>
<p><strong>3. Yasal olarak maden, kentleşme, enerji vb yatırımlar doğayı ne ölçüde tahrip ederse etsin ayrıcalık kazanacak</strong>: Yasanın ülkemizdeki koruma çalışmalarının tümünü yönlendirebilecek, korunan alanlar ve/veya biyolojik çeşitlilik üzerindeki tehditleri ve diğer sektörlerle (maden, kentleşme, enerji vb.) arasındaki çatışmalara çözüm getirebilecek bir yasa tasarısı olma yönündeki başlangıçtaki tutumu tümüyle değiştirilmiştir. Ayrıca, yasanın ilk taslağındaki madde sayısının yarı yarıya azaltılmış olması ve <span style="text-decoration: underline">tüm belirleyici ve uygulamayla ilgili kritik hükümlerin gelecekte hazırlanacak yönetmeliklere bırakılması, söz konusu yasa tasarısının temel hedefini ve etkinliğini büyük ölçüde zayıflatmaktadır</span>.</p>
<p>Bu 3 temel noktadaki kayıp ülkemizdeki doğa koruma çalışmalarının ve kazanımlarının yok edilmesi anlamına gelmektedir. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi;</p>
<p>1.      Doğal yaşama sahip çıkılması için bu yasa taslağının geri çekilmesi ve yeni bir yasa hazırlığının başlatılmasını,</p>
<p>2.      Hazırlık sürecinde doğanın haklarının ve uluslararası taahhütlerin dikkate alınmasını,</p>
<p>3.      Gerek hazırlık ve gerekse uygulama sürecinde sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hazırlanmasını, talep eder.</p>
<p><strong>Ayrıntılı bilgi için:</strong></p>
<p>Hüsrev Özkara, Girişim Sözcüsü</p>
<p>Tel: 0 533 394 47 11 ve 0 554 584 79 09</p>
<p><a href="http://tabiatkanunu.wordpress.com/" target="_blank">http://tabiatkanunu.wordpress.com/</a></p>
<p><a href="mailto:tabiatkanunu@gmail.com" target="_blank">tabiatkanunu@gmail.com</a></p>
<p><strong>Tabiat Kanunu İzleme Girişimi’ne Destek Veren Kurumlar</strong></p>
<p>Adana Gençlik Birliği Derneği</p>
<p>2.      Asin ve Mandalya Körfezlerini Koruma Platformu</p>
<p>3.      Bodrum Mavi Yol Girişimi</p>
<p>4.      Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği</p>
<p>5.      Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği</p>
<p>6.      Çevre Ekoloji ve Yaban Yaşamı Destekleme Derneği</p>
<p>7.      Çevre Hukuku Derneği</p>
<p>8.     Demoratik Eğitimciler Sendikası</p>
<p>9.      Doğa Derneği</p>
<p>10.  Doğa Koruma Merkezi</p>
<p>11.   Doğa Koruma Vakfı</p>
<p>12.  Doğa ve Çevre Vakfı</p>
<p>13.  Doğa ve Çevre Derneği</p>
<p>14.  Doğa ve Çevre Dostu Amatör Oltacılar Derneği</p>
<p>15.   Doğa ve Yaban Hayatı Koruma Derneği</p>
<p>16.  Doğal Hayatı Koruma Vakfı/ WWF Türkiye</p>
<p>17.   Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği</p>
<p>18.  Doğal Yaşam Derneği</p>
<p>19.  Ege Derneği</p>
<p>20. Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği</p>
<p>21.  Ekolojik Yaşam Derneği</p>
<p>22. Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği</p>
<p>23. Emanetçiler Derneği</p>
<p>24. Eskişehir Çevre Derneği</p>
<p>25.  Gökova Akyakayı Sevenler Derneği</p>
<p>26. Greenpeace Akdeniz</p>
<p>27.  GÜMÇED Edremit Körfez Şubesi</p>
<p>28. Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmesi</p>
<p>29. Halk Kültür Sanat ve Eğitim Derneği</p>
<p>30. Hayvan Hakları Federasyonu</p>
<p>31.  İklim İçin Gençlik Girişimi</p>
<p>32. Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu</p>
<p>33. Karadeniz Yazarlar Birliği Derneği</p>
<p>34. Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği</p>
<p>35.  Kolaylaştırıcı Dernek</p>
<p>36. Kuş Araştırmaları Derneği</p>
<p>37.  KuzeyDoğa Derneği</p>
<p>38. Küre Dağları Ekoturizm Derneği</p>
<p>39. Mezopotamya Doğa Platformu</p>
<p>40. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</p>
<p>41.  Nilüfer Kent Konseyi</p>
<p>42. Proje Evi</p>
<p>43. Slow Food Fikir Sahibi Damaklar Hareketi</p>
<p>44. Slow Food Ankara Birliği</p>
<p>45.  Slow Food Yağmur Böreği Birliği</p>
<p>46. Sualtı Araştırmaları Derneği</p>
<p>47.  Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği</p>
<p>48. Tarımsal Kalkınma Derneği</p>
<p>49. Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Derneği</p>
<p>50. Toprak Ana Platformu</p>
<p>51.   Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu</p>
<p>52.  Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı</p>
<p>53.  Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği</p>
<p>54.  Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD)</p>
<p>55.  Validebağ Gönüllüleri Derneği</p>
<p>56.  Yağcılar ve Demircili Köyleri Çevre Derneği (YADEM)</p>
<p>57.  Yaşam Alanlarını Koruma ve Yaşatma Derneği</p>
<p>58. Yenişehir Çevre Hareketi</p>
<p>59.  Yeşil Artvin Derneği</p>
<p>60. Yuva Derneği</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/11/biz-bu-ayaklari-yemiyoruz-doga-korumaya-doga-koruma-yasasiyla-darbe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Havadan Sudan Konuşmak</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/havadan-sudan-konusmak/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/havadan-sudan-konusmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 10:40:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[Havadan sudan konuşmak artık o kadar da önemsiz, sıradan değil. Çünkü hava ve su bildiğimiz hava ve su değil artık. Bugün kalbur üstü ülkeler hala suya ve havaya ulaşabiliyor, o yüzden onlar için havadan sudan konuşmak normal ama içinde bulunduğumuz iklim değişikliği süreciyle artık hava ve su en ciddi en bilimsel ve en gerçek meselemiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Havadan sudan konuşmak artık o kadar da önemsiz, sıradan değil. Çünkü hava ve su bildiğimiz hava ve su değil artık. Bugün kalbur üstü ülkeler hala suya ve havaya ulaşabiliyor, o yüzden onlar için havadan sudan konuşmak normal ama içinde bulunduğumuz iklim değişikliği süreciyle artık hava ve su en ciddi en bilimsel ve en gerçek meselemiz durumundadır.</p>
<p>Bugün konuşula gelen iklim değişikliği ve su politikaları bu değişen gerçekliğin “farkındalığına” (konu ile ilgili akademisyenler ve bazı yazarlar bunu çok önceden fark edip belirtmesine rağmen geç gelen bir farkındalık) dair ipuçlarıdır. Fakat bu farkındalığa rağmen hala insanlık hava ve su’ya sıradan bakmaya devam etmektedir. Sanki hava ve su her ülkeye teker teker sayıyla dağıtılmış gibi ülkeler kendi havasındadır. Yapılan uluslar arası iklim değişikliği (paçayı) kurtarma toplantılarında gelişmiş ülkeler gerçekten de ödevlerinden kaytarmakta bir hayli “gelişmiş” görünmektedir. Diğer kutupta ise “dünyanın adaletsiz kısmı”na düşmüş ülkeler, ödevini yapacak kalem defterlerinin bile olmadığından şikâyetçidir.</p>
<p>Hatta kimi ülkeler o kadar rahat ve umursamazlardır ki,  sanki başka bir gezegende hayat keşfetmişler ve bu dünya yaşanılmaz olduğunda eşyaları toplayıp yeni dünyalarına gideceklermiş diye düşünmeden edemiyor insan. Şayet böyle bir gezegen yoksa insanları bu rahatlığa sürükleyen çok güçlü bir neden olmalı diye düşünüyorum. Aklıma bunu açıklayacak bir örnek geliyor;</p>
<p><a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/cop.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-589" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/cop-300x225.png" alt="" width="300" height="225" /></a>Kuzey Amerika’nın en büyük fay hattını oluşturan San Andreas Fay Hattının üzerine kurulmuş bir kent olan California’da bugün yaklaşık 20 milyon insan yaşıyor. Eski çağlarda yerleşimlerin burada oluşmasının nedeni de aslında yeraltındaki volkanlar çünkü yer altındaki ateşle ısınan mineralle oluşan altına geliyor öncelikle insanlar. Ayrıca iki büyük yer altı levhasının çarpışmasıyla oluşan tepelerdeki manzara için bugün kente gelen turist 2 milyar dolar para bırakıyor. California büyük oranda çöllerden oluşmasına rağmen, okyanuslardan gelen nemli havanın dağlara çarpmasıyla yükselerek yağmuru oluşturuyor.</p>
<p>Bu yağmurlar sayesinde kurak topraklar sulanıyor, bağcılık ve şarap büyük oranda gelişiyor. Bunların da ötesinde yine bu yeraltındaki volkanların California’ya en büyük hediyesi petrol oluyor. Şu an kentte 200000’den fazla kuyu açılmış durumda ve sondajlama yapılıyor. Bu sayede yılda 700.000 varilden fazla ham petrol çıkartılmış oluyor; böylece Dünya’nın en büyük petrol üreticilerinden biri oluyor.</p>
<p>Bu fay hattının California’ya ne kadar para kazandırdığını araştırıyorlar ve yılda 100 milyar dolar olarak hesaplıyorlar. Ve oluşabilecek büyük bir depremin kente vereceği zararın 250 milyar dolar olacağını hesaplamışlar. Ancak bu depreme neden olabilecek sismik dalgaların 100-150 yılda bir olabileceğini de düşünürsek yine bir hayli kara geçecekleri ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu örnek sermaye sahiplerinin iklim değişikliği karşısında niye hala umursamaz olduklarına dair “ekonomik” bir cevap oluyor ama doğanın tüm güzellikleri ve buna uyum sağlamayan biz insanlar ekonomi için varlık bulmuş olamayız. Çünkü biliyoruz ki, doğada hepimiz bir bütünüz ve bu bütünlüğe çeşitli şekillerde katkı sunarak bunun devamlılığını sağlamak için varız. Bir karınca nasıl neslinin devamını sağlayarak doğanın döngüsündeki yerini korumaya çalışıyorsa insanlık da kendi yetenekleri doğrultusunda bu döngüye katkı sağlamalıdır. Bu yüzden doğayı bu kadar sömürmenin bir sonu olmalı ve artık insanlık doğanın bize verdiği hediyelere açgözlülükle saldırmaktan vazgeçmelidir.</p>
<p>Meselemiz hava ve su iken Orhan Veli’nin şiiri de geliyor aklıma. Karbondioksitin piyasasını oluşturup borsaya bağlayanlar, su boşa akıyor diyerek her su kaynağını “barajlayanlar” <em>hava bedava su bedava</em> diyen seslerimizi kısar gibi adeta…</p>
<p>Gelin biz havayı ve suyu (burada diğer temel doğal bileşenleri de bu deyimin içine katıyoruz tabii ki) günlük sıradan muhabbetlerimizden çıkaralım ve daha adil ve doğal bir dünya için bir <em>duruş ve politika</em> haline getirelim. Aksi takdirde doğa insanı tarihten silecek ve hava ve suya hak ettiği değeri kendisi verecektir.</p>
<p><strong>Güneş Uyanıker</strong></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/havadan-sudan-konusmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“DEĞİŞ, GERİDE KALMA”</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/%e2%80%9cdegis-geride-kalma%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/%e2%80%9cdegis-geride-kalma%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2010 15:18:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[“DEĞİŞ, GERİDE KALMA” İklim değişikliği, bütün yaşananlara rağmen 3 maymunu oynayanlar bir yanda dursun, hızlanarak devam ediyor. Bu yazıda bunun istatistiklerle, dünya çapında yapılan etütlerle kanıtlanmasına çabalamanın ötesinde kırların kentlere dönüşerek nerdeyse tamamen kentleştiğimiz dünyada, doğanın üstüne kurduğumuz kentlere ne olacağı hakkında düşünceler geliştirilmeye çalışılacaktır. İklim İçin Gençlik tayfasının yeni bir üyesi var: Güneş Uyanıker. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4>“DEĞİŞ, GERİDE KALMA”</h4>
<h4>İklim değişikliği, bütün yaşananlara rağmen 3 maymunu oynayanlar bir yanda dursun, hızlanarak devam ediyor. Bu yazıda bunun istatistiklerle, dünya çapında yapılan etütlerle kanıtlanmasına çabalamanın ötesinde kırların kentlere dönüşerek nerdeyse tamamen kentleştiğimiz dünyada, doğanın üstüne kurduğumuz kentlere ne olacağı hakkında düşünceler geliştirilmeye çalışılacaktır.</h4>
<p><em>İklim İçin Gençlik tayfasının yeni bir üyesi var: Güneş Uyanıker. Güneş bir şehir planlamacı, bu yüzden de bize kent, iklim ve adalet arayışının dik acılı (açı değil acı) üçgeninde yeni ufuklar sunacak. Yazılarını bizim kadar sizin de çok beğeneceğinizi biliyoruz. Eline sağlık Güneş, rastgele dünya!</em></p>
<p>Nüfusun yoğun olduğu yerlerin daha sıcak olduğunu ve müdahale etmediğimiz sürece olacağını da düşünürsek kentlerin düzeninden sorumlu şehir plancılarına çok iş düşüyor. Bu konuda kuram ve uygulamaların geliştirilmesinde planlamada yeni bir kırılma noktasının yaşanması şart. Bu zamana kadar planlamanın en büyük sorunu, meşruiyetini oluşturmak hususunda yaşanmıştır. Bir dönem planlamanın kamu yararını savunduğunu söyleyerek planlama yasallığını bulmuştur. Şimdilerde ise gücünü sivil toplum örgütlerinden alarak doğan ve değişen ve dönüşen dünyada (buradaki değişim piyasa anlamındadır) kamu yararına dayanan kapsamlı ve uzun erimli planlamanın hataları ve sorunlarına karşı olarak çıkan stratejik mekansal planlarla yasallığını aramaya çalışmaktadır. Fakat Amerika’da doğan bu yeni yaklaşımın Türkiye’de uygulaması konusunda geniş çaplı ve yaygın bir kullanımdan söz etmek mümkün değildir. İstanbul ve birkaç şehir dışında bu konuda ciddi adımlar atılmamaktadır. Dolayısıyla bu yazıda rasyonel geniş kapsamlı planlama pratikleri üzerinden planlama olgusuna bakılacaktır.</p>
<p>Bugün planlama okullarında ekoloji adına ne yapılıyor diye sorduğumuzda birkaç analiz ve birkaç ders dışında bir şey yapılmadığını söyleyebiliriz. Gerçek anlamda ekolojik bir ders programı olsaydı bile mezun olana kadar bu öğretilerle ilerleyen öğrenci mezun olduğunda bu öğretilerden nasıl sıyrılıp, bu öğretileri nasıl yok sayacağını öğreniyor. Büroda işverenin, Belediyede de genellikle başkanın çıkarlarının canlı bir kalemi olarak, ekonomi temelli bir dünyaya ekonomi temelli kentler yarat(tırıl)ıyor. Tabi bu noktada plancıları ağzı dili olmayan, saf varlıklar olarak tanımlamıyoruz. Aslında sorunun büyüklüğü de bundan kaynaklanıyor. Sokakta hakkını savunamayan bir eylemci, barınma hakkı için savaşan -devlet yaşadığı koşulların zorluğunu az buluyor olsa gerek ki –fakat elindekilerden de olan gecekondulu gibi plancı da sistemin duvarlarına çarpıp sersemlemekten başka bir şey yapamıyor.</p>
<p>Yani plancı bir yandan yaşanmaz şehirler yaratıyor bir yandan da bu yaşanmazlığın içinden çıkmak için arayışlara giriyor. Kendi kazdığı kuyuya bilerek ve görerek düşüyor, hatta atlıyor. Yani bu durum bir hukukçunun bir suçu suç olarak görürken, diğer hukukçunun kahramanlık olarak görmesi gibi bir durum oluşturuyor. Nasıl ki hukuk kuralları belirlenmiş ve her hareketin bir karşılığı tespit edilmiş ve bunun üzerinden yaşam devam ediyorsa, plancılar için de aynı yasalar geçerlidir. Fakat bu yasalar paranın yasasıdır. Bu nedenledir ki her şeyi satın alan para yasayı da satın almaktadır. Bu noktada paranın satın almak istediği bir şey daha var ki o da doğa’dır. Doğa bize onu satın alamayacağımızı yüzyıllardır söylemektedir. Sermayedar ve onun kokusuna gelenler paranın sesinden doğanın sesini duymayacaktır. Fakat plancıların bu sese kulak vermesi gerekir. Bu durumda plancının değişen piyasa koşullarına göre değil, değişen iklime karşı bir duruş edinmesi gerekliliği açıktır.</p>
<p>Sermayenin iklim değişikliği ile ilgili ne kadar umursamaz olduğunun, eğer bir şeyler umurundaysa onun da kendi <a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/saje02.jpg"><img class="alignright size-medium  wp-image-584" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/saje02-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>lehine çevirmek için yapabilecekleri konusunda olduğunu tek bir kelimeyle özetleyen Kübalı bir vatandaş şöyle söylüyor. “İklim değişikliği bir banka olsaydı çoktan kurtarılmıştı” Bu söz bize aslında iklim değişikliği ile ilgili yapılan uluslar arası protokol, toplantı, görüşme vb bütün bu buluşmalardan bir umut beklemememiz gerektiğinin göstergesidir.</p>
<p>Max Weber kenti kapitalizmin sorunu olarak niteler. Gerçekten de bütün bu sanayileşme ve göçü de içine alan şehirleşme olgusu mülkiyet ve onun getirdiği rant dolayısıyla büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında biz bir sorun olarak gördüğümüz kentle uğraşıp, kente dair parça parça ya da bütünsel bir çözüm ararken yani maşanın ucunda duran kenti yorumlamaya çalışırken aslında maşayı tutan kapitalizmin bir sorun ve değişim konusu olup olamayacağından uzak kalmış oluyoruz. Kenti yorumlamanın bize kazandırdığı kentin neden bu hale geldiğini anlamamızı sağlamasıdır. Biz ise bunu yaşayarak anlamış ve birçok sosyolog ve bilim adamının kaleminden bunları okumuşken, iklim değişikliğinin düzelmesinde de hala teknolojiden, devletten ya da yüce bir varlıktan medet umuyoruz.</p>
<p>Nasıl ki karnımızı doyurmak için birilerinin bize yemek yedirmesini beklemiyorsak doğanın iyileştirilmesi, insanlığın düzelmesi için de birini bekleyemeyiz. Ömrümüzün nasıl geçip gittiğini anlamazken, çevremizde olup bitenler de bir o kadar hızla geçiyor, yoksullular daha da yoksullaşıyor, ormanlar daha da azalıyor, bir çok tür bir köpük balonu gibi insanlarca patlatılıyor ve yok olup gidiyor. İsmimizin unutulmasından şikayet ediyor ve korkuyoruz fakat kaybolup giden ve eşi benzeri olmayan bir türün ne yaşarken ne de yok olduğunda farkında olabiliyoruz. biz sadece işimize yarayan türlerin farkında oluyoruz.</p>
<p>Doğaya en çok müdahale edebilme yetkisi olan plancıların yeni bir planlama anlayışıyla harekete geçmesi gerekmektedir. Bu noktada taşıma kapasitesine dayalı bir planlama anlayışı ihtiyaç gibi görünüyor. Bunun için de kapitalizm gibi paraya doymayan bir sistemden çıkıp, adalet ve eşitlik temelli bir ekolojik sisteme geçiş yaşanması gerekiyor. Plancılar hem ekolojik bir sistem için savaşmalı, bir yandan da yeni mesleki duruş ve politikalarını çizmelidirler.</p>
<p><a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/GJEP-CopenCrowd-Big.jpg"><img class="alignleft  size-medium wp-image-585" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/GJEP-CopenCrowd-Big-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Kapitalist sistem ekoloji sözünü her yerde kullanarak ekoloji gibi daha birçok kelimenin içini boşaltmaya çalışıyor. Kavramlar üzerinden kişilerin algısını değiştiriyor, sistem karşıtı tüm kelime ve olguların anlamlarını boşaltıp, içine kendi oluşturduğu anlamı enjekte ediyor. Buna ters açıdan bakarsak, popüler kültürün ürettiği kelime ve sloganlara biz de kendi anlamlarımızı yükleyebiliriz. Örneğin bir giyim firmasının reklamında modanın gerisinde kalanlar adına söylenmiş bir laf olan &#8220;<em><strong>değiş, geride kalma</strong></em>&#8221; sloganı aslında tam da iklim değişikliği için gerekiyor.</p>
<p>BİZ NASIL Kİ DOĞAYI DEĞİŞTİRİP KENDİMİZE AYAK UYDURMASINA ZORLUYORSAK, ŞİMDİ DE İKLİM BİZDEN YARDIM İSTİYOR. HEM DE DAHA FAZLASINI ELDE ETMEK İÇİN DEĞİL, SADECE DENGESİNİ KORUMAK VE VARLIĞINI SÜRDÜREBİLMESİ İÇİN…</p>
<p>Güneş Uyanıker</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/%e2%80%9cdegis-geride-kalma%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Iklim Adaleti icin GDO&#8217;ya Hayir Platformundan haber var!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/iklim-adaleti-icin-gdoya-hayir-platformundan-haber-var/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/iklim-adaleti-icin-gdoya-hayir-platformundan-haber-var/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 16:13:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=578</guid>
		<description><![CDATA[GDOHP 8. Eşgüdüm Konferansına Hazırlık toplantısı Sonuç Metni: 25-26 Eylül 2010 Bursa Misi İKLİM ADALETİ VE GIDA EGEMENLİĞİ İÇİN GDO’YA HAYIR, GIDA VE TOHUM TEKELLERİNİ BOYKOT Platformun ilk adımları, 2004 yılında birkaç kişinin “GDO” sorununun Türkiye içinde önemli bir politik mesele olacağına dair duydukları kaygı içinde bir araya gelmesiyle atıldı. Aynı yıl İstanbul’da yaptığımız toplantıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GDOHP 8. Eşgüdüm Konferansına Hazırlık  toplantısı Sonuç Metni:  25-26 Eylül 2010 Bursa Misi</p>
<p><strong>İKLİM ADALETİ VE GIDA EGEMENLİĞİ  İÇİN GDO’YA HAYIR, GIDA VE TOHUM TEKELLERİNİ BOYKOT</strong></p>
<p>Platformun ilk adımları, 2004 yılında  birkaç kişinin “GDO” sorununun Türkiye içinde önemli bir politik mesele  olacağına dair duydukları kaygı içinde bir araya gelmesiyle atıldı. Aynı  yıl İstanbul’da yaptığımız toplantıda GDO sorunu katılımcılarla  paylaşıldı, bu soruna karşı politika geliştirme gerekliliği vurgulandı.  Toplantı katılımcılarıyla GDO’ya Hayır ismiyle bir platform kuruldu.  Platform “Yaşam Patentlenemez” ismiyle bir deklarasyon yayımladı. Bu  deklarasyon Platformun bileşeni olan örgütlerin imzasını aldı. Son  eşgüdüm toplantısında güncellenen listesi ile 77 bileşenli bir  platformdan bahsediyoruz bugün. 6 yıllık uzun bir mücadele sürecinde  Platform önüne koyduğu iki temel hedefi gerçekleştirdi. Bunlardan  birincisi Türkiye’de Biyogüvenlik Yasası’nın çıkması ve Türkiye’de  GDO’ların üretimini bu Yasa ile yasaklattıracak bir kamuoyu yaratılması.  Ancak biliyorsunuz ki bizim meselemiz, GDO temelinde yaşamın kapitalize  edilmesi ile ilgilidir. Bu bir sistem sorunudur. Bu nedenle de tarif  ettiğimiz bu geniş eksen dâhilinde bugün de mücadelemiz devam ediyor.</p>
<p>25-26 Eylül 2010 tarihinde bir araya  gelen biz GDO’ya Hayır Platformu bileşeni örgütler, GDO karşıtı  mücadelede yeni bir dönemin başladığı bilinciyle, buna uygun politik ve  örgütsel yapılanmaya ilişkin adımlar atma kararlılığı içinde,  mücadelemizi yükseltme irademizi pekiştirdik.<a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/4683209672_23ff3c2912.jpg"><img class="alignleft size-medium  wp-image-579" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/10/4683209672_23ff3c2912-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gıda Egemenliği</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Önemli olan bu süreçte, tüm dünya  gündemini odak alarak önümüzdeki dönemde yoğun olarak tartışıldığı üzere  iklim adaleti ve gıda egemenliği eksenlerinde siyaset geliştirmeliyiz.  Çünkü GDO artık bir iklim adalet meselesi haline geldi. Türkiye’de  GDO’ların üretilmemesi önemli ama ekolojik geleceğimiz açısından küçük  bir adımdır. Oysaki tüm dünyada yoğun bir biçimde GDO’lara dayalı üretim  yapılıyor. Bu üretim sistemi giderek daha fazla karbon üretimine yol  açıyor ve doğayı ve toplumu daha fazla sömürüyor. Ekolojik krizin  derinleşmesine yol açıyor. Biz bu durumun yarattığı tahribatın  farkındalığı içinde gıda egemenliğimizi savunmalıyız. Bunun için de  toplumsal barış, küçük üreticilerin desteklenmesi, kentsel alanların  demokratik planlanmasının sağlanması önemlidir. Kırı ve kenti ayırmadan  GDO sorununu kentlerin sorunu olduğunu görmek gerekir. Bu sorun sadece  tarımsal üretim sorunu değil. Bu sorun şehirlerdeki yoksulların  varlığıyla meşrulaştırılıyor. Bu nedenle kentli hakkı olarak gıda  egemenliğini önümüzdeki dönemde daha fazla dillendirmeliyiz. Kentsel  yoksulluğu, kentlerde gıda sorununu çözebildiğimiz ölçüde GDO sorununu  çözme yolunda ilerleyeceğiz. GDO sorununu çözecek uluslararası  politikalar da kente dayatılan yoksulluğa karşı da önemli bir  basamaktır.</p>
<p>Gıda üzerinde yaşanan tekelleşmeye  karşı GDO karşıtı mücadele önemli bir uğraktır. Pek çok ülke GDO’lu  tohum ve gıda üretiyor. Bu nedenle bizim üretmememiz tek başına  yetmiyor. Dünyadaki bu seyri görmeliyiz. Pek çok ülke daha etkin biçimde  kendi tarımsal yapısını korumaya çalışıyor. Ama kapitalist bir iklimde  bu pek mümkün olmuyor. Biz önemli bir iş başardık, GDO’ların üretimini  yasakladık. Bu süreçte yasa ve yönetmeliklerin çıkması mücadele çıtasını  yükseltti. Bundan sonra gıdanın tekelleşmesine karşı gıdanın  egemenliğini sahiplenmeliyiz. Bugün muhalif yapılara sirayet eden bir  adaptasyon siyaseti var. Bu siyaset algısı, ortaya çıkan sorunlara  sistem içi arayışlarla yanıt üretmeye çalışıyor. Gıda krizine, enerji  krizine yanıt, hep bu sorunların sürdürülebilir kılınmasına yönelik  olarak tasarlanıyor. Oysaki sorgulanmayan şey, bu sorunlara yol açan  sistemin alaşağı edilmesini sağlayacak dilden uzaklaşmış olmamız.  Gıdanın nasıl üretileceği, nasıl bölüşüleceğine yönelik politikalar  geliştirme kararlılığı içinde gıda egemenliğinin enternasyonal bir  mücadele gerektiğini kabul ediyoruz. Yoksa mücadelemiz gıdaların güvenli  olup olmadığına indirgenemez. Bu mesele tıpkı enerjinin planlanmasından  konuşmadan sözde alternatif enerji kaynaklarını, rüzgarı, güneşi  dillendiren çalışmalarda da görülebiliyor. Biyoyakıtları gündeme  getirebiliyor bu yaklaşımlar; gıdanın yakıt olarak kullanılmasını hiç  sorgulamıyorlar. Bu bağlamda söylemek gerekir ki ekolojik kriz,  kompartımanlaştırılarak anlaşılamaz. Gıda egemenliği mücadelesi ile  birlikte toplumun kendi gıdasını nasıl üreteceğine, nasıl paylaşacağına  ve nasıl yaşayacağına karar vereceği demokratik yönetim anlayışını  yaratacak bir mücadele zemini üzerinden ilerlemek gerekiyor. Bu da uzun  vadeli bir mücadele perspektifi gerektiriyor.</p>
<p>2004 yılında kurulan bu yapının çalışma  alanındaki GDO meselesini tüketici sorunu olarak gören bireycilik,  GDO’suz bir dünyanın kapısını aralayamaz. GDO meselesi tüketimle  ilgilidir evet; ama tüketici sorununa indirgenemez. Bizleri tüketiciye  dönüştüren bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Bu nedenle de insanlara hangi  ürünlerin GDO’lu olup olmadığını gösterecek bir mekanizmayı GDO  karşıtlarının sağlamasını uman anlayışları kabul etmiyoruz. GDO’lara  karşı etkin bir koruma istemi ancak güçlü ve örgütlü toplumsal yapılarla  mümkündür. Bunun için toplumsal bilincin yükselmesi ve kamu adına karar  alan hükümetlerden ve devletten etkin işleyen bir denetim modeli talep  etmek gerekir. Hukuk tanımaz şirketlerin uygulamaları karşısında doğanın  ve toplumun geleceğini savunan bir hukuk ve toplumsal bilince ihtiyaç  var. Bu etkin işleyecek denetim olmadan, sınırların belirginsizleştiği  bir dünyada bizler insanlara şu güvenlidir gıdadır diyemeyiz. Sadece  doğal tarımın geliştirilmesi gerektiğini, küçük üreticinin  güçlendirilmesini, kent yoksullarının gıda hakkının olduğunu, kimsenin  açlık sınırında veya açlık içinde yaşamaya mahkum edilemeyeceğini  söyleyebiliriz. Bu sorunlarımız tüm dünyanın sorunudur.</p>
<p><strong>İklim Adaleti  İçin  Monsanto’yu Boykot</strong></p>
<p>Haziran ayında Bakanlığın talimatı ile  Biyogüvenlik Yasasına aykırı biçimde 32 GDO’lu ürünün ve bu bağlamda da  binlerce GDO’lu malın Türkiye’ye girmesine izin verildi. Bu ürünler  kimindi? Bir kısmı Monsanto isimli çok uluslu şirketin. Mısır ve bu  mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker binlerce üründe kullanılıyor. Ne  yediğimizi bilmiyoruz. Bu durum Türkiye’de şeker sektörünün  özelleştirilmesi sürecini tetikliyor. Bu ürünlerin Türkiye’ye girmesi  hukuk dışı bir eylemdir. Bu sürece bir dur demeliyiz.  Tescillenerek  Türkiye’ye sokulan 32 GDO’lu ürünü istemiyoruz.  Direncimizi  uluslararası bir biçimde göstermeliyiz.</p>
<p>Via Campasina adlı çiftçilerin  uluslararası örgütü başta olmak üzere pek çok örgüt, Cancun’da aralık  ayında gerçekleştirilecek iklim değişikliği konferanslarına  hazırlanıyor. Bu sürece hazırlanan örgütlerle birlikte bizlerde iklim  adaleti için Monsanto’nun GDO’lu endüstriyle tarımını protesto  edeceğiz.. Bu eylemlilikle endüstriyel tarımını iklim değişikliğini  tetiklemesine dikkat çekeceğiz. Biyogüvenlik Yasası sonrasında  Türkiye’de GDO’lu üretim yasaklandı. Ama dünyada bu üretim devam ediyor.  Sadece çiftçilerin iç pazarda desteklenmesi ile biz bu süreci tersine  çeviremeyiz. Bununla birlikte dünya genelinde GDO’ya dayalı endüstriyel  kapitalist tarıma dur demeliyiz. Bunu sağlayacak bir sürecin parçası  olarak Aralık ayına kadar ekoloji mücadelesinin bileşenleri ile birlikte  dünyanın geleceğini tartışmaya eylemliliklerle devam edeceğiz.</p>
<p>Türkiye’de 2010 yaz mevsiminden beri  çıkan pek çok yasal düzenleme tarımsal alanların yok olmasını ve  finansal bir değer olarak gıdanın, suyun, havanın, enerjinin şirketlerin  egemenliğinde yönetilmesini hızlandırmakta. Bu nedenle hem Türkiye’de  hem de dünyada mücadelemizi ortaklaştıracak eylemliklere gereksinim var.  Peru ormanları GDO’lu mısır için yok edilirken, bizler gıdaya ulaşma  olanaklarımızı yitiriyoruz. Türkiye’nin imarlı &#8211; imarsız tüm toprakları  alışveriş merkezlerinin denetimi altına girerken, kırla kent arasındaki  yarılma giderek daha da fazla derinleşiyor. Bu nedenle de gıdanın  demokratik planlanmasına yönelik mücadelemiz her gün daha da önem  kazanıyor.</p>
<p>Gıda egemenliği tam da bu nedenle  gereklidir : Şirketlerin değil, toplumun yönettiği bir gıda sistemi  için; Kıtalararası ticaretle üretilen ve iklim değişikliğini tetikleyen  tarım değil, doğayla uyumlu tarım için; Enerjiyi, suyu, kentleri ve  biyolojik çeşitliliği koruyan bir yaşam için; Aşırı tüketimi  körüklemeyen,   gereksinimi minimize edebilen bir yaşam için.</p>
<p>İklim adaleti için Monsanto’yu boykot  eyleminin Türkiye’de yürüttüğümüz mücadele açısından anlamını şöyle  görmek gerekir: Bugüne kadar, GDO sorunu sadece tarımsal sistemlerin ve  tüketicilerin bir sorunu imiş gibi algılandı. Oysaki gıda egemenliği  ekseninde GDO sorunu kent yoksullarının biricik sorunudur. Yoksulluk  üzerinden kendini meşrulaştıran bu sistemde, GDO’ların varlığı,  yoksulluğun ve açlığın devam etmesine bağlıdır. Kentlerde yaşam  kötüleştikçe GDO pazarı büyüyecektir. Bu nedenle GDO karşıtı mücadele  öncelikli olarak kentlerde ortaya çıkan sınıfsal çelişkileri ve  yoksulların kötü beslenme alışkanlıklarını aşmayı önüne almaya  başlamıştır. Bu bağlamda da iklim değişikliğinin mağduru olan  milyonlarca insan için şirketlerin denetiminde bulunan gıdanın  özgürleşmesi ve eşit bir üretim sistemi içinde kent ve kırın demokratik  planlaması ile GDO karşıtı mücadele daha etkin olacaktır. Bu nedenle tüm  yaşamı atomize eden bu beslenme sistemine karşı ve bize dayatılan  tüketim kalıplarına karşı gıda ve tohum tekellerini boykot ve teşhir  kararı bu açıdan oldukça önemlidir. Bu aynı zamanda iklim adaletinin  sağlanması için bir yoldur. Devletlerin ve şirketlerin pazarlığı dışında  bir üçüncü kutbun yaratılmasının da olanağı yoksulların gıda  egemenliğini talep edebilmesi ile sağlanacaktır.</p>
<p><strong>GDO’YA HAYIR PLATFORMU</strong></p>
<p>26 eylül 2010 Bursa Misi</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/10/iklim-adaleti-icin-gdoya-hayir-platformundan-haber-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nobel ödüllü Elinor Ostrom&#8217;den dünyaya: &#8220;Küresel anlaşmayı bekleyecek vakit yok, yerelde harekete geçmek gerek&#8221;</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/nobel-odullu-elinor-ostromden-dunyaya-kuresel-anlasmaya-bekleyecek-vakit-yok-yerelde-harekete-gecmek-gerek/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/nobel-odullu-elinor-ostromden-dunyaya-kuresel-anlasmaya-bekleyecek-vakit-yok-yerelde-harekete-gecmek-gerek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 14:19:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ethemcan Turhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=572</guid>
		<description><![CDATA[Ortak alanlarımızın/varlıklarımızın (&#8220;the commons&#8221;) işbirliği ile sürdürülebilir kılınacağı konusu üzerinde çalışan ve bu çalışmalarıyla kapitalizmin bize dayattığı bireyselci &#8220;ortak olanların trajedisi&#8221; (Tragedy of the commons) argümanını çürüten Nobel Ekonomi ödüllü ilk kadın, Amerikalı ekonomist Elinor Ostrom, bu sene yayınladığı bir makale ile  iklim krizinin bizlere tepeden aşağıya harekete geçmektense farklı seviyelerde de-lokalize olmuş, küçük, otonom [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ortak alanlarımızın/varlıklarımızın (&#8220;the commons&#8221;) işbirliği ile sürdürülebilir kılınacağı konusu üzerinde çalışan ve bu çalışmalarıyla kapitalizmin bize dayattığı bireyselci &#8220;ortak olanların trajedisi&#8221; (Tragedy of the commons) argümanını çürüten Nobel Ekonomi ödüllü ilk kadın, Amerikalı ekonomist Elinor Ostrom, bu sene yayınladığı bir makale ile  iklim krizinin bizlere tepeden aşağıya harekete geçmektense farklı seviyelerde de-lokalize olmuş, küçük, otonom ve inisiyatif kullanabilir birimler halinde bu krize daha çabuk ve etkili cevaplar üretebileceğimizi söylüyor. Ostrom&#8217;a göre &#8220;küresel ısınman<a href="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/08/ostrom.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-573" src="http://www.iklimicingenclik.com/wp-content/uploads/2010/08/ostrom.jpg" alt="" width="308" height="308" /></a>ın karmaşıklığını kabul etmek, bilim adamları arasında son zamanlarda varılan iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğu kanısını kabul etmek gibi, küresel seviyede etkin bir politikanın kurulacağı fikrinin anlamsızlığını farketmemizle sonuçlanacaktır. Bunun yerine kendimizin farkında olarak yerel seviyeden başlayarak farklı-seviyelerde bir yaklaşım benimsemek daha iyi olacaktır. Böyle bir yaklaşım farklı seviyelerde faydaların maksimize edilmesine yarayacak ve çeşitli düzeylerde uygulanan farklı politikalardan öğrenme ve bunları deneme fırsatı yaratacaktır. An itibariyla, iklim değişikliğini durdurmak için gerekli çabalar ana olarak küresel aktörler tarafından yürütülmektedir fakat uluslararası anlaşmaları beklemek değerli zamanımızı harcamaktır. Genelgeçer kabul bize kaynakları yönetmekte sadece iki yol olduğunu söyler: (1) özelleştirmek veya (2) devlet tarafından yönetilmesi. Bu görüş ilerlemeyi engellemektedir. Iklim değişikliğini uzun vadede engelleyebilmek için bireylerin, ailelerin, şirketlerin, toplulukların ve hükümetlerin çeşitli seviyelerde &#8211; özellikle de gelişmiş ülkelerde yaşayanların &#8211; günlük hayatlarının önemli ölçüde değişmesini gerektirir. Farklı seviyelerde eş zamanlı eyleme geçmek bu sorunu çözmek için önemli bir stratejidir.&#8221;</p>
<p>Iklim Icin Gençlik olarak bizlerde Ostrom&#8217;la aynı fikirdeyiz, harekete geçmek için ne COP&#8217;ları ne hükümetlere beklemeye ihtiyacımız yok, ihtiyacımız olan sosyo-politik dönüşüm yerelden küresele bizimle yayılacak.</p>
<p>Makalenin tamamını okumak için burayı tıklayın: <a href="http://www.thesolutionsjournal.com/node/565">http://www.thesolutionsjournal.com/node/565</a></p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/nobel-odullu-elinor-ostromden-dunyaya-kuresel-anlasmaya-bekleyecek-vakit-yok-yerelde-harekete-gecmek-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müzakereler Asıl Şimdi Başlıyor!</title>
		<link>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/muzakerler-asil-simdi-basliyor/</link>
		<comments>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/muzakerler-asil-simdi-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 19:55:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Gündoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.iklimicingenclik.com/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[Müzakereler Asıl Şimdi Başlıyor! Gariptir, ülkecek mevsim normallerinin epey üstünde sıcaklıkların hüküm sürdüğü zamanlarda olsak da, gazete ve televizyonlarda iklim değişikliği ile ilgili kayda değer (hatta hiç) bir habere rastlamak mümkün değil. Tüm dünya alt üst oluyor (Pakistan, Çin ve şimdi de Almanya Polonya sınırındaki sel felaketleri, Afrika&#8217;daki kuraklık, masif buz kütlelerinin kopması, Moskova&#8217;daki orman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong>Müzakereler Asıl Şimdi Başlıyor!</strong></span></p>
<p>Gariptir, ülkecek mevsim normallerinin epey üstünde sıcaklıkların hüküm sürdüğü zamanlarda olsak da, gazete ve televizyonlarda iklim değişikliği ile ilgili kayda değer (hatta hiç) bir habere rastlamak mümkün değil.</p>
<p>Tüm dünya alt üst oluyor (Pakistan, Çin ve şimdi de Almanya Polonya sınırındaki sel felaketleri, Afrika&#8217;daki kuraklık, masif buz kütlelerinin kopması, Moskova&#8217;daki orman yangınları, hortlamaya başlayan Kuzay Pasifik tayfunları&#8230;) ve uluslarası basın bu felaketlerin iklim değişikliği bağlantılı olup olmadığını tartışıyor. Bizim basın ne alemde? Sıcak mı çarptı?</p>
<p>Gezegen ısındıkça bu felaketlerin katlanarak artacağını söyleyen bilimsel raporları görmezden geleduralım, Bonn&#8217;da sona eren iklim müzakerelerinden hepimizi ilgilendiren bir sonuç çıktı. Bizimkiler haber maber yapmayacaklardır, dolayısı ile buyrun buradan okuyun:</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde sona eren ve Almanya&#8217;nın Bonn şehrinde gerçlekleştirilen UNFCCC (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) iklim müzakereleri, Bolivya&#8217;yı temsil eden Büyükelçi Pablo Solon&#8217;un verdiği müjdeli haberle sona erdi:</p>
<blockquote><p>Cochabamba sürecinin çıktıları artık müzakere metnine dahil oldu!</p></blockquote>
<p>Bu ne anlama geliyor? 20 – 22 Nisan tarihlerinde Bolivya Cochabamba&#8217;da gerçekleştirilen Dünya Halklarının İklim Değişikliği Konferansı, üzerinde uzlaşılan bazı öneriler ve prensipleri iklim değişikliği müzakere sürecine bambaşka bir bakış açısı ile sunmuştu. Bu öneriler arasında Kyoto Protokolü&#8217;ne taraf olan Ek.1 ülkelerine 2013-2017 yılları arasında karbon salımlarını 1990 seviyesine göre %50 azaltma yükümlülüğü getirilmesi,  küresel ortalama yüzey sıcaklığını 1°C&#8217;de ve atmosferdeki karbondioksit oranını 300ppm&#8217;de (milyonda paçacık) sabitleme hedefi, iklim borcu kavramı, yerli halkların hakları, iklim mültecilerinin, dünya ananın ve haklarının tanınması, karbon pazarlarının kapatılması, yine Ek.1 ülkelerinin yıllık gelirlerinin %6&#8242;lık bir kısmını iklim değişikliği ile mücadele fonuna aktarılması bulunmakta&#8230;</p>
<p>Elbette bu gelişme küçük bir zafer niteliğinde olmasına karşın daha yolun başında olduğumuz anlamına geliyor. Müzakere metni şimdi daha kalın, daha fazla parantezli fakat daha hırslı, daha yaşam odaklı, daha adil olmaya da aday.</p>
<p>Şimdi tüm bu önerilere sahip çıkma zamanı! Biz peşinde olacağız. Bakalım Türk müzakere delegasyonu kendisini nasıl konumlandıracak&#8230;</p>
<p><em>Arif Cem Gündoğan</em></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Pablo Solon&#8217;un basın toplantısında yaptığı konuşmanın metni:</strong></span></p>
<p>We have come here to express our view in relation to this new round of negotiations here in Bonn. After five days, we feel that this is now beginning to be a party-driven process, and at the end of this week, we have a text that is a party-driven text. We have taken a step forward because now from a facilitating text, we have a negotiating text and all 192 parties recognize as its text. It has a lot of brackets… it has more pages, but now we can say that the vast majority of proposals of the countries are on the negotiating table. In China, we will begin a negotiation line by line, paragraph by paragraph.</p>
<p>From the perspective of the proposals of the World People’s Conference and Climate Change and the Rights of Mother Earth, we want to express that the vast majority of those proposals have been included in the negotiating text.</p>
<p>For example, the reduction of 50% of greenhouse gas emissions for the second period of the Kyoto Protocol from 2013-2017, the limit on the increase in temperature to 1 degree Celsius and 300ppm. Now in the new text, we have a reference not only to temperature but to parts per million of Co2.</p>
<p>Another very important improvement is to guarantee an equitable distribution of the atmospheric space taking into account climate debt, and to take into account also an equitable distribution of the remaining budget in relation to the population of developed and developing countries.</p>
<p>There is a clear proposal now to respect human rights in the operative part of the text, not in the preambular part only, and clear paragraphs in relation to Indigenous People’s rights and climate migrants’ rights. There is also the proposal in the text to recognize and defend Mother Earth’s rights in order to promote to harmony with nature.</p>
<p>Also the proposal of the development of a climate court of justice has been included in different parts of the text.</p>
<p>In relation to the proposal to not promote market mechanisms that develop offsets from developing countries in favor of developed countries – that also has been included.</p>
<p>There is now a clear reference in what is called REDD, which we think should be called Forest Related Actions. There are two options – one option is supported by those that want to have market mechanisms, and the other is the one expressed by Bolivia and the World People’s Conference on Climate Change and the Rights of Mother Earth, which is to move on without these kind of market mechanisms.</p>
<p>When it comes to financing, the proposal of Bolivia has also been included. We have said that it is necessary to use 6% of the GDP of developed countries to address climate change-related issues, and that has also been included.</p>
<p>When it comes to forests, the position of the World People’s Conference in regard that this should be done in an environmentally integrative way fully respectful of the rights of Indigenous Peoples is also there, and of course defending what we call real forests, and not trying to change forests into plantations.</p>
<p>So the main proposals of the World People’s Conference that took place from April 20th to 22nd in Bolivia are now in the text of negotiation.</p>
<p>4:30PM August 6, 2010, Bonn, Germany</p>
<i>Scridb filter</i><!-- Scridb filter-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.iklimicingenclik.com/2010/08/muzakerler-asil-simdi-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

